özhan sercan

özhan sercan
@ozhansercan
Mutluluk, gelecekten beklenen bir şeye bağlıysa, sürekli elimizden kaçacak bir hayali kovalıyoruz demektir.
Reklam
Doğuştan gelen bir kusurumuz var ki o da inançlarımızı sınamak ve gerçeği keşfetmektense, inançlarımızın onaylanmasına çaba göstermemizdir.
İnsanın gelişmesinin sürekli bir doğuş, sürekli bir uyanış süreci olduğuna inanıyorum. Biz genellikle yarı uykudayızdır ve işimize başlamak için ancak yettiği kadar uyanırız. Ama canlı bir varlığın biricik ömemli ödevi olan yaşamaya başlamak için yeterince uyanmış değiliz. İnsan ırkının en büyük liderleri, insanı yarı-uykusundan uyandırmış olanlardır. İnsanlığın en büyük düşmanları ise uyku ilaçları ister Tanrı'ya ister altın ineğe tapınma olsun, insanlığı uyutanlardır.
Eğer insanlık birgün intihar ederse bu, insanlar kendilerine öldürücü düğmelere basmaları için buyruk verenlere; ilkel tutkular olan korku, nefret ve açgözlülüğe; devletin bağımsızlığı ve ulusal onur gibi modası geçmiş kalıplara boyun eğdikleri için olacaktır.
Eğer kendimle doluysam bir başkasını nasıl görebilirim? İnsanın kendisiyle dolu olması demek, kendi imgesi, kendi tutkuları ya da kendi kaygıları ile dolu olması demektir. Ama bu, insanın 'kendisi' olması anlamına gelmez. Gerçekten de başkalarını görebilmek için 'kendim' olmak zorundayım. Eğer ben kendim korkuyu, üzüntüyü, yalnızlığı, ümidi ve sevgiyi yaşamamışsam karşındaki insanın korkusunu, üzüntüsünü, yalnızlığını, ümidini, sevgisini nasıl anlayabilirim? Eğer kendi insansal yaşantılarımı harekete geçiremezsem, bu insansal yaşantıları harekete geçirip kendimle türdeşim olan karşımdaki insan arasındaki bir ilişki kuramazsam, ona ilişkin pek çok şey bilebilirim, ama onu hiçbir zaman tam anlamında tanıyamam. Açık olmam, onunla dolu olmamı, onunla kaynaşmamı sağlayacak olan koşuldur. Ama önce benim ben olmam gerekmektedir. Yoksa nasıl açık olabilirim? Kendimi dışarıya açabilmek, bu biricik 'ben'in gerçeklik yanılsamasını aşabilmek için kendi gerçek biricik 'ben'im olmak zorundayım. Kendi kimliğimi bilmediğim, bana can vermiş olan döl yatağından, ailemden, ırk ve ulus bağlarından tam anlamıyla kopmadığım, başka bir deyişle, tam anlamıyla bir birey ve özgür bir insan olmadığım sürece bu bireyi dışa açamam. Bu nedenle de bir dalganın ucundaki bir su damlasından başka bir şey olmadığımı, ancak saniyeden de küçük bir an içinde ayrı bir varlık olduğumu duyumsarım. Erich Fromm, Yanılsama Zincirlerinin Ötesinde..
Reklam