Tolstoy malum 19. asrın en vurucu yazarlarından. Bu yazarın gençlik serisi kitapları keza okudukça betimleme gücünü anlayabildiğimiz, dili akıcı, belli karakterlere sizi bağlayabilen bir yanı var. Hoş, çokça yazar için de tüm zamanların en çok okunan ve sevilen kitabı olarak gösterilen Anna Karenina içindeki etkenlere bakarak aynı şeyleri söyleyebiliriz. Romanı yorumlarken tabi beklentilerime, bana ne cevap verdiğine, ne kattığına, gerçekten de benim için bir başyapıt mı değil mi bunlardan bahsetmeye çalışacağım. Birçok bakış açısı farklı sonuçlara götürecektir roman hakkında. Kitapta iki temel hikâye var. Birincisi ve ana temel hikâye evli ve olgun bir kadının, evlilik arifesinde olan genç bir kont ile büyüleyici tanışması ve birbirlerine âşık olduktan sonra bu aşkın getirdiği sonuçları beraber yaşamalarını konu alıyor. Bu yorum tabi su yüzeyinde görünen parçanın kısmı. Oysa Derinliklerinde, Anna’nın, kocasının, daha önce hiç duygu geliştirmemiş, içindeki dürtüleri her zaman baskılamış adamın yaşadığı yüzleşme, yaşamının gereksinimlerinin değişmesine tanık oluyoruz. Bunu İncil’den alıntılayarak bu karakter üzerine oturtmaya çalışmış Tolstoy; “sana tokat atıldığında diğer yanını uzat.” Tolstoy bu karakteri dinin tüm gerekliliklerini uygulayan bir karaktere büründürerek, kendi düşüncelerini de yansıtmaya çalışmış gibi bir durum söz konusu ki bu tip empoze etmeleri yahut yargılarını diğer karakterlerde de görüyoruz.
Bu yasak aşkın, Anna ve Vronsky’in içinde bulunduğu sosyetedeki yankılarını, sosyetenin bu bireylere davranışlarını da, özellikle kocasını aldatan bir kadına yönelik davranışları dönemin toplumu yönünden incelemiş Anna Karenina romanında Tolstoy, bir aşk hikayesi üzerinden Rus toplumunda ki çarpıklıkları ve insan ilişkilerini eleştirmiştir…
Hatta onlara bir