1000Kitap Logosu
Notre Dame'ın Kamburu

Notre Dame'ın Kamburu

Okuyacaklarıma Ekle
TAKİP ET
Kitapyurdu.com
75TL ve üzeri tüm siparişlerde Kargo Bedava!

Hakkında

656 sayfa ·
Tahmini okuma süresi: 18 sa. 35 dk.
Adı
Notre Dame'ın Kamburu
Orijinal adı
Notre-Dame de Paris
Çevirmen
Basım
Türkçe · Türkiye · Can Yayınları · 2019 · Karton kapak · 9789750739576
Diğer baskılar
“Quasimodo” Paskalya’dan sonraki ilk pazara verilen addır aslında. XX. yüzyıl Paris’inde Notre-Dame Kilisesi’nin ön avlusundaki kerevete, kimsesiz bebekler bırakılırdı. Başdiyakoz Frollo, böyle bir günde bulduğu sakat bebeği himayesine alır ve ona Quasimodo adını verir. Onu büyütür ve kilisenin zangocu yapar; ancak çanın sesi altın kalpli Quasimodo’nun giderek sağır olmasına yol açar. Ne var ki, Quasimodo’nun koruyucusu kabul edip büyük sevgi ve bağlılık duyarak büyüdüğü başdiyakoz, karanlık iç dünyasına hapsolmuş, dizginleyemediği nefretinin pençesinde kıvranan biridir.Victor Hugo, olayları ince ince ördüğü Notre-Dame’ın Kamburu adlı ünlü eserinde, insan hayatında kaderin yerini sorgulamış, kaleme alındığından bu yana birçok sanat eserine, özellikle de filmlere esin kaynağı olan muhteşem bir roman çıkarmıştır ortaya.Notre-Dame’ın Kamburu aynı zamanda Paris kentinin romanıdır. Hugo, şehrin o dönemini tüm ayrıntılarıyla, Fransız dilinin tüm zenginliğini kullanarak aktarmış, Paris’in diğer karakterlerden rol çalmasına yol açmıştır.
Fiyatlar
Kitapyurdu.com
75TL ve üzeri tüm siparişlerde Kargo Bedava!
İdefix
idefix.com

Okurlar

Kadın
% 195.5
Erkek
% 62.5
0-12 Yaş
13-17 Yaş
18-24 Yaş
25-34 Yaş
35-44 Yaş
45-54 Yaş
55-64 Yaş
65+ Yaş

Benzer Kitaplar

Kızıl Veba
Okuyacaklarıma Ekle
Jane Eyre
Okuyacaklarıma Ekle
Budala
Okuyacaklarıma Ekle
Ezilenler
Okuyacaklarıma Ekle
Zaman Makinesi
Okuyacaklarıma Ekle
Anna Karenina
Okuyacaklarıma Ekle
Ölü Canlar
Okuyacaklarıma Ekle
Cimri
Okuyacaklarıma Ekle
Görmek
Okuyacaklarıma Ekle
Uğultulu Tepeler
Okuyacaklarıma Ekle
Ben, Kirke
Okuyacaklarıma Ekle
Oblomov (Ciltli)
Okuyacaklarıma Ekle
Vadideki Zambak
Okuyacaklarıma Ekle
Gazap Üzümleri
Okuyacaklarıma Ekle
İnsancıklar
Okuyacaklarıma Ekle
Bulantı
Okuyacaklarıma Ekle
8.7
10 üzerinden
5,7bin Puan · 939 İnceleme
656 syf.
Bir şehrin alnına kazınmış kader; Notre-Dame
ANAΓKH Yunanca’da ‘önüne geçilemez kader’ anlamına gelen bu kavram, bu altı yüz elli küsür sayfalık başyapıtın, fitilini ateşleyen kıvılcımın ta kendisi. Sözcük; bizzat Victor Hugo tarafından farkedilmiş, bakımsız hali insanda merhamet uyandıracak saygınlıkta bir kilisenin; belli ki Ortaçağ’da haksız yere yargılanıp katledilmiş günahsız bir kurbanın imzası olmasıyla özel bir anlam taşıyor.Kim bilir bu azap içindeki bitap ruh, hangi çığlığının karşılığı olarak kazıdı onu yorgun elleriyle? Belki yüzyıllar önce rüzgarda dağılan kum taneleri gibi yeryüzünden yitip gitmiş, sesini duyuramasa da cılız mührünü yeryüzünde bırakmış talihsizin üzerinde oldukça düşünen Hugo, hikayesi bilinenler kadar bilinmeyenlerin de bıraktığı izi bizlere göstermek adına kolları sıvar, ve sahne tüm görkemiyle açılışı yapar. Kalpsiz bir yüzyılın ruhu; Quasimodo Çağdaşı klasiklerin aksine ana karakteri saygın bir kont, yakışıklı bir subay ya da zengin bir tüccar olarak görmeyiz.O henüz bebekken hayata bir sıfır yenik başlamış, ailesi tarafından bir kilise bahçesine terk edilmiş, insanın bakarken yüzünü ekşitmekten alıkoyamadığı oldukça hazin çirkinliğe malik kambur bir zangoçtur. Kilisenin kötücül papazı tarafından, -tamamen öteki dünyadaki iyiliklerin terazide ağır basması için- evlat edinilmiş, ne yazık ki sevgiden mahrum, ve sahip olduğu çirkinliğin sonucu olarak acınası bir yalnızlıkla büyümüştür.Tek dostu kilisenin çanları, krallığı ise zaman geçtikçe onunla özdeşen Notre-Dame Kilisesi’dir.Hem çirkin, hem de sağır olması onu insanların dünyasından soyutlamış,uğradığı kin ve nefret de körpe ruhunu atıl bırakmıştır.Ne var ki en kurak toprakların bile içinde büyümeye hazır tohumların varlığı gibi; onun yüreğinde de sevginin nüvesi derinde varlığını korumaktadır.Bu nüve, toplumun günah keçisi olarak onu seçmiş olmasıyla patlak veren bir olayda; kırbaç cezasına çarptırıldıktan sonra insanlardan ümitsizce talep ettiği merhametin karşılık bulmasıyla filizlenir.Bu karşılık, ona dua eden bir azizenin ellerini Tanrı’ya açmasından da evla bir kutsallıkta su veren Esmeralda’dır. Eril Toplumun Kadına Ödettiği Makus Bedel; Esmeralda Sanırım hemcinsimin uğradığı hakaret ve haksızlığa şahit olmamdan kaynaklanan rahatsızlık hissiyle okurken en çok zorlandığım karakter, Esmeralda.Eserde, Quasimodo merhamet, Esmeralda öfke demek benim için.Hikayenin ortaçağda geçmesi varlığından rahatsız olunan kadının ortadan kaldırılmasını oldukça kolaylaştırıyor.Suçlayanın rahip,suçlunun kadın olması da üzerine tuz biber ekiyor.Esmeralda geçimini sokaklarda şarkı söyleyip, keçisi Djali’yle dans ederek kazanan; gücünü varlığının özündeki iyilikten alan, hayat dolu ve güzel bir kadın.Üstelik tanımadığı bir insanın idamını engelleyecek kadar da yüce gönüllü.Ne yazık ki sahip olduğu tüm bu nitelikler onun şarkısını bitirmesine yetmiyor, Hügo’nun deyimiyle ‘tırtıklı testere liri kırıyor.’ Aradan yüzyıllar geçse de kadınlar ‘kadın’ olmanın bedelini kanıyla ödüyor. Toplumun Çürümüş Yönü; Claude Frollo Quasimodo’yu evlat edinmiş sofu rahip.Yazarın karakter üzerinden işlediği insan modeli ise şaşırtıcı şekilde hala güncelliğini koruyor.Çocuk yaşından itibaren katı bir din eğitiminden geçip içindeki tüm insani istekleri baskılayarak ket vuran bir insanın iyi biri olması mümkün müdür? İnsan vücudunda varolan bir çok enzim öldükten sonra cesedin çürümesine yarar.Çünkü doğanın devamını sağlayan sonsuz döngü için bu gereklidir.Rahip gibi insanların ruhu ise bu kötülüğün etkisiyle ölmeden çürümeye başlar.Diğer insanlara erdem katan tüm değerler onları şeytanlaştırır.Sevginin esamesi okunmayan bu ruh, sadece kendisinin değil tüm şehrin cehennemi olur.Şimdi düşünüyorum da, Quasimodo’nun kırılan parçaları bir araya yanlış getirilmiş gibi duran deforme vücudu belki de rahibin ruhudur? Şehrin Ruhu; Notre- Dame 19.yüzyılda oldukça eskimiş olan Notre-Dame Kilisesi altı aylık bir emekten sonra ortaya çıkan bu eser sayesinde yıkılmaktan kurtulur.Kitapta oldukça uzun olan tasvirler ve betimlemelerin bunda büyük etkisinin olduğu şüphe götürmez.Sadece şehri tasvir etmekle kalmıyor, şehrin varolan demografisini de kusursuz bir şekilde yansıtıyor yazar.Özellikle kentin içinde kendi düzenini sürdüren çingene gettoları da kitaba ayrı bir tat katıyor.Şehir içindeki her bir unsurla yeniden anlam kazanıyor, ve bütünün içindeki her karakter biraz Paris’e benziyor.Sonuna gelindiğinde mekan, kişide iz bırakan bir karaktere dönüşüyor. İncelememi bitirirken hikayesi yeryüzünden iz bırakmadan silinen, bir talihsizlik sonucu görünüşü yaşayışının önüne geçip, yalnız bırakılan ve yalnız ölen tüm Quasimodo’ları sevgiyle anıyorum.Eğer bir anlam varsa bu o insanlara borçlu olduğumuz iyilikte gizlenmiş olabilir, Sevgiler
Notre-Dame'ın Kamburu
8.7/10 · 20,8bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
656 syf.
·
6 günde
·
Beğendi
·
9/10 puan
güzellik tende değil altındaki kalpte gizlidir.
Şekiller içinde bir anlam barındırmadıktan sonra bir manaları kalmaz. Göz alıcı etkilerini kaybedip sadece harfleri dağınık kelime yığınları ile anlatılabilen kavramlara evrilirler. Size güzel gelen herhangi bir şey bir anlama sahip değilse o güzelliğin üstünü önce bir gölge alır, gölge karanlığa kavuşur ve en sonunda da güzel olarak tabir ettiğiniz kavram bir taş duvardan farksız kalır. Oysa insan hep aynı yanılgıya düşmekte ve anlamı şekilde aramakta, bulamayınca kendini hırpalamakta, göze güzel geleni kalbe de uydurmaya çalışmakta. Aynı hataları defalarca yapsa da bu huyundan vazgeçmemekte. Maalesef sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek falan yemiyor, sütü biraz daha ısıtıp tekrar şansını deniyor. Simgelere takılıp duruyor, ihtişamlı makamlara, güzel bedenlere ve güzel gözlere. Lakin hiçbir zaman o güzel gözlerin ardında kalan anlama bakmak istemiyor ve o gözler surları yıkılmış bir sarayın çatırdamış pencereleri olmak dışında hiçbir şeye yaramıyor. Kitap incelemelerine genellikle kitabın bana hissettirdiği şeylerle başlama taraftarıyım. Çünkü ilerde bir gün bu incelemeleri okuduğumda konu ve şeklinden çok bana hissettirdiği şeyleri anımasamanın çok daha güzel olacağı inancındayım. Eee birinci basamağı bitirdiğimize göre kolları sıvayıp ikinci basamağa geçebiliriz. Notre-Dame'ın Kamburu uzunluk olarak ortalamanın biraz üstünde ve bu da kitabı okuyacak okurun biraz gözünü korkutmakta. Ama gözünüz hiç korkmasın hemen bitiyor. Ara ara yazarın girdiği Parîs tasvirleri ve uzun uzun betimlemeleri gerçekten de insanın canını çok sıkıyor ve okura "Bu ne yaw" dedirtiyor ki buralar da kitabın en çekilmez yerlerini oluşturuyor bana göre. Eminim buraları okuyup kitabı yarıda bırakan birçok okur olmuştur. Eee buralara da nazar boncuğu kondurup devam edelim. Kitabın karakter yapısı bize çok şey anlatmakta. Yazarın bize iletmek istediği mesajların büyük çoğunluğu tam olarak burda yatıyor sanırım. Ortaçağ toplumunun yobaz kafası ve karakterlere oturtuluşu, toplumda iyi çerçevesine bürünen insanların yaptığı kötü şeyler tam olarak insan kavramını güzel bir şekilde anlatmakta ve bunu olaylar çerçevesinde bir güzel irdelemekte. En büyük günahları işleyen kişinin toplumun günahlarını çıkartan rahip olması, sahte sözler ve sevgi uğultuları arasında kendini dışa vuran şehvet,nice okullar okuyup en orijinal ahmaklar olarak kalan gençler, simgelerle örtülmüş içi boş güzellik tasvirleri ve daha nicesi... Notre-Dame'ın Kamburu kitabında bulacağınız çok anlam var gerçekten. Toplumun gerçekleri güzel bir şekilde tasvir edilmiş. Kitaptaki olaylar bir kaç asır öncesine dayanıyor kitap ise 1900'lü yıllarda okuyucuyla buluşmuş. Bu da bize şunu anlatıyor. Ne kadar zaman geçerse geçsin ister yüzyıllar olsun istersek milenyumlar. İnsan takılıp kaldığı kabuktan çıkamıyor. Bazen bir ayağını çıkarttığı oluyor, gövdesini kurtarmış oluyor ama yine ne olursa olsun o kabuğa dönüyor, ağzı sütten yandıkça o daha da yakmak istiyor ve hiç dindirmiyor sütün altındaki o ateşi.
Notre-Dame'ın Kamburu
8.7/10 · 20,8bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
572 syf.
·
17 günde
·
Beğendi
·
9/10 puan
Kurgusu ve karakterleriyle gerçekten çok sağlam ve dönemin toplum yapısını çok iyi yansıtan bir Victor Hugo romanı. Eserde Claude Frollo adlı bir papaz katedralin önünde bir bebek bulur. Çok çirkin bir bebek olduğundan ona Latince'de "eksik-tamamlanmamış adam" anlamına gelen Quasimodo ismini verir. Yaşı ilerledikçe Quasimodo katedralde zangoçluk görevini alır. Bir süre sonra zilin sesi nedeniyle sağır olur. Quasimodo günün birinde Esmeralda adında bir kızla tanışır. Esmeralda genç ve güzel bir kızdır. Quasimodo'nun kıza aşık olmasıyla olaylar karışır. Çünkü Claude Frollo da Esmeralda'ya duygular beslemektedir. Esmeralda ise yüzbaşı Phoebus'a aşıktır. Kitapta genel olarak toplum eleştirisi mevcut. Örneğin o dönemde idam edilen kişilerin halk tarafından nasıl normal bir biçimde karşılanıp merakla izlendiğini, sanat eserlerine ve filozoflara gerekli önemin verilmediğini, insanların düşünmek yerine başkalarının düşüncelerine inandığını, kralların otorite etkisiyle yaptığı garip davranışları sert olmasa da çarpıcı bir dille eleştiriliyor. Olaydan olaya atlaması fakat bunu yaparken okurun zihninde hiçbir karışıklığa yol açmaması, kitaptaki neredeyse tüm karakterlerin en ince detayına kadar başarıyla işlenmesi gerçekten de bu romanın usta ellerden çıktığını hissettiriyor. Bir yandan Esmeralda'ya kızarken öte yandan Quasimodo'ya üzülüyor, kitabın başından beri bizlere bir baba figürü olarak tanıtılan, bilge kişilik rahip Frollo'nun nasıl böyle bir saplantıya düştüğüne akıl erdiremiyorsunuz. Olaylar ve karakterler ilgi çekici ve merak ettirici olunca sayfalar su gibi akıp geçiyor, romanın içinde kayboluyorsunuz. Kitapta tek içine giremediğim (okurken zorlandığım) kısım ise yazarın Paris'i ve kiliseyi sayfalarca betimlemesiydi. Okuması ve idrak etmesi zor bir kısımdı, hem o dönemin mimari akımlarına hem de Paris'in mimari yapısına hakim olmadığımdan olsa gerek. Onun dışında bana göre kusursuzdu, herkesin okuması gereken bir roman olduğunu düşünüyorum.
Notre Dame'ın Kamburu
8.7/10 · 20,8bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
572 syf.
·
4 günde
·
10/10 puan
ANATKH/KADER
"Yokuşunda yorulduğun yolu sev" Evet, insan yokuşunda yorulduğu yolu sevmeli. Bunu, kitabı okuduktan sonra daha iyi anladım. Nasıl mı?  Anlatayım; Önümde 100-150 sayfa yokuşlarla (betimlemelerle/tasvirlerle) dolu bir yol vardı ama ben bu yokuşu bu yolu kararlı bir şekilde (şey biraz kararsız) yürüyordum, yürümek istiyordum bana bu yokuşu sevdirecek bir şeylerle karşılacağımı biliyordum, umuyordum, diliyordum.
Victor Hugo
Victor Hugo
adeta "Zafere giden yolda çekilen çile kutsaldır" derecesine kitabın ilk 100-150 sayfasını betimlemelerle süslemişti. Sonrası ise, benim için adeta zafer niteliğinde bir okuma oldu. Okudukça zafere adım adım yaklaştığımı hissediyordum, okudukça zaferin acısını hissediyordum.
Notre Dame'ın Kamburu
Notre Dame'ın Kamburu
Muhteşem kurguyla harmanlanan bu yazma resitalini yapsa yapsa ancak
Victor Hugo
Victor Hugo
yapabilirdi zaten(Tek kişilik dev kadro). Ondan daha iyi insanın duygu dünyasını anlayabilen, ondan daha iyi güzeli, çirkini, iyiyi, kötüyü, adaleti, adaletsizliği anlayabilen ve yorumlayan var mıdır? Onu da sizin takdirinize bırakıyorum(Tabii
Fyodor Dostoyevski
Fyodor Dostoyevski
detayını unutup nankörlük edecek değilim). Kitap hakkında uzun uzun yazıp bütün duygu ve düşüncelerimi anlatabilirim ama bu defa da spoiler olabileceğinden korkuyorum. Size bu kötülüğü yapmak istemem. Kötü bir insanım ama o kadar da değil. Bu kitabı okuyun arkadaşlar, bu kitabı okutun arkadaşlar, bu kitapta insan ve insana dair her şey var arkadaşlar,
Victor Hugo
Victor Hugo
Notre Dame kilisesine, Paris'e bile ruh vermiş bu kitapta. Baktınız ki bu kitabın derinliklerine ulaşamadınız youtu.be/9xzI9VLK_A0 müzikali dinleyerek bu derinliğe inip, derinliklerdeki nirvanayı yaşayabilirsiniz. Kitaptaki en sevdiğim alıntı ise; "Her kötü düşünce acımasızdır ve eyleme geçmek ister."
Notre Dame'ın Kamburu
8.7/10 · 20,8bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
572 syf.
·
6 günde
İnsanın güzelliğini taşıdığı yer neresidir?
Dünya ve Fransız edebiyatının en büyük isimlerinden biri de Romantizm akımının en önemli temsilcisi olarak gösterilen
Victor Hugo
Victor Hugo
’dur. Onun eserleriyle ilk kez lise yıllarında "
Sefiller (2 Cilt Takım)
Sefiller (2 Cilt Takım)
” romanıyla tanışmıştım. Kitabın özetini okumama rağmen etkisini uzun yıllar üzerimden atamamıştım. Nerede kimsesiz, çaresiz ve kalbi kırık bir çocuk görsem Cosette’i düşünmüş, nerede geçmişinden kaçamamış bir insan duysam Jean Valjean’ı aklımdan çıkaramamıştım. Sonraki yıllarda bir toplumda sefaletin, yoksulluğun ve acımasızlığın yol açtığı sonuçların ne olduğunu görmek; sevginin, şefkatin, merhametin, vicdanın ve adaletin ne anlama geldiğini okumak isteyenlere bu kitabı tavsiye etmiştim. • • • Zaman içerisinde, ölümle burun buruna olan bir insanın yaşadığı ruh haletini anlatan “
Bir İdam Mahkumunun Son Günü
Bir İdam Mahkumunun Son Günü
”nü okumuş, Hugo’nun zekâsına ve hayal gücüne bir kez daha hayran kalmıştım. “
Notre Dame'ın Kamburu
Notre Dame'ın Kamburu
” ise tam nedenini bilmesem de sürekli ertelediğim eserlerden biriydi. Doğrusu Hugo’nun “Sefiller” ve “Bir İdam Mahkûmunun Son Günü” adlı eserlerinden sonra “Notre Dame’ın Kamburu”nu okumak benim için bambaşka bir ufuk ve bambaşka bir tat oldu diyebilirim. Zira Hugo, bu eserinin hikâyesini Notre Dame Kilisesi, kilisenin başrahibi Claude Frollo, kilisenin zangocu* fiziksel ve işitsel engelli Quasimodo ve çingene güzeli Esmeralda olmak üzere dört ana karakter üzerinden kurgulamış. • • • Hugo, kilise zangocu Quasimodo, başrahip Claude Frollo ve Esmeralda’nın hikâyeleri üzerinden bir yandan sevgiyi, aşkı, özlemi, fedakârlığı, merhameti, acımasızlığı, ikiyüzlülüğü, insanın ruhunda yaşadığı çelişki ve çatışmaları ortaya koyuyor; bir yandan da o dönem toplumunun yaşadığı yoksulluğun, sefaletin, sınıf çatışmalarının ve adalet mekanizmasındaki çürümüşlüğün çok iyi resmini çekiyor. Bir yandan tarihle aşkı harmanlayarak insan ruhunun derinliklerine ayna tutarken; bir yandan da o dönem toplumunun adeta ekonomik, sosyal, siyasi, dini ve psikolojik röntgenini çekiyor. Yalnızca bununla kalmayıp toplumsal kurumların aksayan ve çürümüş yönlerine çok güçlü eleştiriler getiriyor. • • • Hugo, Notre Dame Kilisesi üzerinden ise o dönem itibariyle mimarinin bir toplum için ne anlama geldiğini çok iyi anlatıyor. “İnsanlığın varoluşundan XI. yüzyıl da dâhil olmak üzere geçen süreç içinde mimari insanlığın büyük kitabı, insanın güç ve zekâ anlamında gelişim evrelerinin temel ifadesiydi” diyen Hugo, matbaanın keşfiyle mimarinin yavaş yavaş kuruduğunu, köreldiğini ve içinin boşaldığını ifade ediyor. Öyle ki o, insanların ve toplumların kendini bir ifade biçimi olan mimarinin tahtından indiğini, Orpheus’un taştan harflerinin yerini de Gutenberg’in kurşundan harflerinin aldığını dile getiriyor. O, Notre Dame Kilise’sinin taş duvarlarından sütunlarına, süslemelerine, şiirlerine, odalarına ve mahzenlerine kadar birçok bilgi verirken, Paris’in de sokaklarında ve caddelerinde sizi adım adım dolaştırıyor. • • • Hugo, Notre Dame Kilise’sinin mimari özelliklerini ve mimarinin toplum hayatındaki önemini kitabın ilk iki yüz sayfasında anlatıyor. Bu bölüm kitabı okurken çok fazla dikkat ve yoğunlaşma gerektiriyor. Uzun yıllar özellikle 15 ve 16. yüzyıldan sonra mimari değeri yüksek eserlerin neden yapılamadığını sorgulamış biri olarak bu bölüm benim için çok doyurucu bilgilerle doluydu. O nedenle okurken yorulsam da çok fazla sıkılmadım. Ancak yazar, kilisenin mimari özelikleri ve bir şehir olarak Paris’in hem fiziki ve hem de sosyolojik ortamıyla ilgili o kadar çok ayrıntılı bilgi veriyor ki bazı okurların bundan sıkılabileceğini ve daha kahramanların hikâyelerine giriş yapamadan kitabı yarıda bırakabileceğini düşünüyorum. Kitabı okumayı düşünen okurlara, eserin kahramanlarıyla Notre Dame Kilisesi ilişkisinin yüz-yüz elli sayfadan sonra kurulmaya başlandığını ve bu aşamadan sonra kitabın çok hızlı bir şekilde akıp gittiğini belirtmek istiyorum. • • • Gerçekten de “Notre Dame’ın Kamburu”, kurgusu, betimlemeleri, sosyolojik, psikolojik ve felsefi analizleriyle günümüzde hâlâ çok büyük dersler çıkarılabilecek tam bir başyapıt. Okurken insan bir yandan XI. yüzyılda tarihin arka odalarında, bir yandan da baş döndüren bir mimarinin ve kent yaşamının içerisinde kendini bulabiliyor. Bir yandan yoksulların sofrasında konuk olurken, bir yandan da kralın sarayında yaşananlara tanık olabiliyor. Bir yandan sevgiye, aşka ve saf bir kalbin atışına şahit olurken, bir yandan da kendini bir mahkeme salonunda ya da bir darağacının gölgesinde bulabiliyor. Tüm bunları okurken bir yandan da Quasimodo örneğinde olduğu gibi insanın asıl güzelliğini nerede taşıdığını sorgulayabiliyor. Kitabın sabırla geçilmesi gereken ilk yüz elli sayfalık bölümünü de dikkate alarak özellikle tarihe ve mimariye ilgi duyan okurlar başta olmak üzere, kitap okumada belirli birikime ulaşmış tüm okurlara, “Notre Dame’ın Kamburu”nu mutlaka okumalarını tavsiye ederim. Kitabın bugüne kadar sayısız kez oynanan müzikali ile çekilen filmini ise kitabı okuduktan sonra izlemelerini öneririm. “Kadınların hor görüldükleri yerde, Tanrı’ya dua etmek işe yaramaz” sözünü merak eden okurlara… Keyifli okumalar dilerim! ......................................... *Zangoç: Kilisede hizmet eden ve çan çalan kimse.
Notre Dame'ın Kamburu
8.7/10 · 20,8bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.