İnsanları anlamak zor değil. Hepsinin de doğum izleri gibi karakter izleri var sağlarında sollarında. Biraz dikkatli bakmak yeter. Haritalara benzerler. Ölçeklerinin nerede yazıldığını bulana kadar korurlar esrarlarını. Sonra bir güneş kadar bilinir hayatları. Sarışınlara benzeyen hayatları. Güzel ama aptal hayatları...
Uşak tabancalarla geldiğinde, Werther onları Lotte'nin verdiğini duyunca silahları büyük bir sevinçle eline almış. Kendisine ekmek ve şarap getirtip yemeğe gitmesi için uşağa izin vermiş ve oturup yazmaya başlamış.
"Senin ellerine deydi bu silahlar, tozlarını almışsın, onları bin kez öptüm, çünkü sen onlara dokundun! Ve sen göksel varlık, kararımı onaylıyorsun ve sen Lotte, ölümümün elinden olmasını isterim sen, bana silahları yolluyorsun, ben de alıyorum, ah! Öleceğim. Ah, uşağı mı sorguya çektim. Silahları ona verirken titremişsin, ama bir veda sözcüğü bile etmemişsin! - Alacağın olsun! Alacağın olsun! Bir hoşça kal bile yok öyle mi? - Beni sonsuza dek sana bağlayan o an yüzünden kalbinin kapılarını bana kapattın mı? Lotte, bin yıl geçse bile o silinemez! Senin için yanıp tutuşan bu kişiden nefret edemeyeceğini hissediyorum."
Wilhelm! Sana sözünü ettiğim, o mutlu bahtsız adam Lotte'nin babasının yanında kâtipmiş, Lotte'ye bir aşk beslemiş, önce kimselere söylememiş, sonra aşkını ilan edince görevinden atılmış ve bundan dolayı cinnet geçirmiş. Okuduğun bu olayı Albert bana aynı kayıtsız tavırla anlattı, bu kuru sözcükler yüzünden bu olayın beni ne kadar derinden etkilediğini anlamanı istedim.