Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
“Ah, keşke insan elinde bir toz beziyle bir silkeleyişte temizleyebilseydi bütün şu köyü; kilisede ayin şarabıyla sarhoş olup meslektaşının katiline küfürler yağdıran şu genç papazı ve ballı bir meyveye üşüşen eşek arıları gibi Kostis’in üzerine çullanmış olan şu köylüleri bir temizleyebilseydi.”
“Bana, denizin, tuvallerine yayılan o engin sulardan yapılma örtülere benzediğini söyledin; maviliği öylesineydi ki, ona değen herhangi bir taş bile ansızın safire dönüşürdü. Kadınların, senin bahçelerinin tarhları arasında rüzgârın sürüklediği yaratıkları andıran çiçekler olduklarını, onlar gibi açıp kapandıklarını söyledin. Sınır kapılarında uykusuz, sabahı bekleyen genç askerlerin, insanın kalbini delip geçen oklar olduklarını söyledin. On altı yaşımda, beni dünyadan ayıran kapıların açıldığını gördüm: Bulutlara bakmaya sarayın taraçasına çıktım; ama senin gün batımlarındaki bulutlar kadar güzel değildiler.Tahtırevanımı istettim: çamurlu mu çakıllı mı olduklarını bilmek sizin yollara revan oldum, içim dışıma çıktı. İmparatorluğun
dört bir yanını dolaştım. Senin ateş böceğine benzediğini söylediğin kadınlardan eser yoktu bahçelerde; senin bedenleri başlı başına birer bahçeyi andıran kadınlarını bulamadım. Sahillerin çakıllarını gördükçe okyanuslardan tiksinti geldi. Köylerdeki börtü böcek, pirinç tarlalarının güzelliğini görmemi önlüyor. İşkence altındakilerin kanı, tuvallerine çizdiğin nar kadar kırmızı değil. O canlı kadınlarının teni, kasap çengellerinden sarkan etler gibi iğrendiriyor beni ve askerlerimin kaba gülüşleri midemi bulandırıyor. Bana yalan söyledin Wang- Fo, koca sahtekar.”