Özlem Salt

Özlem Salt
@ozlemsalt
Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni
Fethiye
Ankara
146 okur puanı
Şubat 2021 tarihinde katıldı
“Edebiyatın ölmeyeceğini gösteren kitap!”
Puan vermedi·352 syf.··
2021 33. kitabı
Gülüşün ve Unutuşun Kitabı, Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği kitaplarının ardından serinin üçüncü kitabı olan Ölümsüzlük’ü yazan Milan Kundera bu kitabıyla adeta edebi ve felsefi bir şölen sunuyor okurlarına. Bilinç akışı, üst kurmaca ve üst üst kurmaca tekniklerini ustaca kullanıyor yazar. Bilinç akışı tekniğiyle kahramanın iç dünyasını, Üst kurmaca tekniğiyle yazarın anlatıcı olduğu noktada yazarın fikirlerini okuyabiliyoruz ve üst üst kurmaca tekniğiyle yazarın kendisiyle ana kahramanı yan yana getirip konuşturabiliyoruz. Bunu takip edebilmek için vakte ihtiyaç var. Ölümsüzlük kitabı üç günde okunacak bir kitap değil bu yüzden. Hatta Çek asıllı yazarın kendini de anlattığı bir kitap olduğu için biraz daha girift, bilmeceli gelebilir. Yedi bölümden oluşan kitabın her bölümü aralarında bağ bulunanan farklı bir olayı ve kişiler ağını yansıtıyor. Roman içinde roman diye tanımlıyor yazar bu kitabı. Fakat alt metinleri çok olsa da yazarın kendini bulmuş sesi oldukça sade. Bazı kavramları anlatırkenki sadeliği onun kalemindeki ustalığı gözler önüne seriyor. Ders çıkaracağımız, pratik bilgi gibi sunduğu cümleleri var yazarın. Örneğin çok zor zamanlar görmüş, yurtsuz yazar olmak zorunda kalmış olmasına rağmen bana hafiflemeye hatırlatan şu cümleyi kurabilmesinin tek açıklaması olabilir diye düşünüyorum: Bu kadar sadelik ancak büyük bir bilgi birikimi ile olur. Cümle şu: Kin bir tuzak, çünkü bizi hasmımıza fazlasıyla bağlıyor. diyor yazar. Zaten kitabın bir bölümünde yavaşlamanın, sadeleşmesin gereğinden bahsediyor. Oysaki romanın yazıldığı 90’lı yıllarda Geleceğe Dönüş filmiyle milenyuma hazırlanıyorduk. Tüm dünya daha hızlı olmanın gerekliliğine inanıyordu. Filme uyarlanmayacak şekilde yazılmış ve ölümsüzlük kavramının sorgulandığı bu eşsiz romanı gerçek edebiyatseverlere
Edebiyat
ÖlümsüzlükMilan Kundera · Can Yayınları · 2024636 okunma
Reklam
Puan vermedi·144 syf.··
2021 32. kitabı
Nihan Kaya’nın Alice Miller’a hayran olduğu söylenir. Fakat Nihan Kaya “Neden Alice Miller?” başlıklı konuşmasında ona duyduğu şeyin hayranlık değil büyük bir saygı ve minnet olduğunu söylüyor. Çünkü diyor yazar, çocukluk gerçeğinin ne kadar vahim olduğunu bütün çıplaklığıyla fark edebilmiş ve ifade edebilmiş başka bir insan tanımıyorum. Onun bu sözlerinden sonra Alice Miller’ın kitabına dönersek biz de aynı duyguları paylaşabilir, Nihan Kaya’ya hak verebiliriz. Yetenekli Çocuğun Dramı, yazarın 1979 ve 1996 yıllarında olmak üzere iki kez yazdığı bir kitap. İlk baskısında Freudyen bir görüş benimseyen Miller, ikinci kitabında bunun çocukları anlamaktan çok uzak olduğunu düşünüp kendi görüşlerini temel alarak kitabı yeniden yazıyor. Kitabın kapağı ve başlığı sizi yanıltmasın. Kitapta aklımıza ilk geldiği şekilde bir yetenekten bahsedilmiyor. Yetişkinlerin dünyasına doğan, bu dünyanın kurallarına göre oynamayı öğrenen, bütün kötülükleri hasır altına itip hiç yaşanmamış gibi kendini kandırabilme yeteneğinden bahsediyor. Ve bu çocuğun dramından... Çünkü gerçekler onları hatırlamasak bile peşimizden ayrılmaz ve kendini hastalıklarla, davranış bozukluklarıyla, travmalarla gösterir. Kitabı bitirdiğinizde evet herkesin bir terapiye ihtiyacı var, diyorsunuz. Kitap boyunca anlatılan hikayeler özellikle size daha çok dokunabilir ve bazı yorgunlukları beraberinde getirebilir bu konuda uyarmalıyım. Ama hiçbir iyileşme de bunlarsız olmuyor. Elbette kitabın tek başına iyileşmemizi sağladığını söylemiyorum ama bir farkındalık kazandıracağını kesinlikle söyleyebilirim. Nihan Kaya, bir kitabı okurken sadece o kitabı okumuyoruz diyor. Daha önce okuduğumuz kitaplarla beraber okuyoruz. Duygusal anlamda, düşünsel anlamda ne kadar deriniz, daha önce ne kadar kitap okuduk , onlarla
Yetenekli Çocuğun DramıAlice Miller · Profil Yayıncılık · 20213,921 okunma
Puan vermedi·72 syf.··
2021 31. kitabı
“Ben çocuğum. Kendimle ilgili bilmediklerim, bildiklerimden fazla. Her insanın kendisiyle ilgili bilmedikleri, bildiklerinden fazladır ve bu bilinmeyenler, kaç yaşında olursak olalım, içimizdeki çocukla ilgilidir. İçimdeki çocuğu dinlemeyi öğrenirsem, içimdeki çocuk konuşabilir. İçimdeki çocuk, ben onu ne kadar iyi dinlersem o kadar iyi konuşur, kendisini o kadar iyi ifade eder. İçimdeki çocuk konuşursa, kendimle ilgili bilmediğim şeyleri öğrenebilir, keşfedebilirim. “ Nihan Kaya, İyi Aile ve İyi Toplum Yoktur serisinin üçüncü kitabı Bütün Çocuklar İyidir’de tam da bu dil, üslupla seslenir okuruna. Çok sık tekrar ettiği Hallacı Mansur’un sözünü yeniden yeniden anlatabilmek için uğraşır: “Cehennem acı çektiğimiz yer değildir Cehennem, acı çektiğimizi hiç kimsenin bilmediği yerdir.” Nihan Kaya acısını kimseye duyuramayan, acının tarifini yapamayan çocuğun tarafında, onun sesini duymamız için anlatır her şeyi. Kitabını da çocuklara ve yetişkinlerin içindeki çocuklara ithaf eder. Haklarımızı hep aklımızın bir köşesinde tutalım ve sık sık yeniden hatırlayalım diye ekler. Bu kitap öyle bir tattaki hem çocuğunuz ve kendiniz aynı merak ve sevgiyle tekrar tekrar okuyabilirsiniz. Kısacık ve bir çırpıda okunacak psikoloji kitabının dilini böylesi sade yapan şey anlatmak istediklerini örnek olaylara dayandırması. Bize bunca zaman söylenmiş, doğru kabul edilmiş ve fakat üzerinde düşünülmemiş o kadar şey var ki ve olaylara o kadar yetişkin gözüyle bakmışız ki şimdi, Nihan Kaya’nın cümleleri iddialı ve sarsıcı geliyor herkese. Belki ileride onun cümlelerini aşan insanlar çıkar ve bizim doğrularımız da değişir yazarın kitabına başka türden bir eleştiriyle yaklaşırız. O zamana kadar, söylediği her cümle üzerinde kafa yormak gerek. Çünkü içimizdeki çocuğu iyileştirmeden sağlıklı bir
Bütün Çocuklar İyidirNihan Kaya · İthaki Yayınları · 20194,261 okunma
Puan vermedi·300 syf.··
2021 26. kitabı
Ve nihayet aylardır okumayı beklediğim, içten içe içimdeki çocukla da yüzleşmekten korktuğum için ötelediğim kitap. İyi Aile Yoktur. Zamanla kutsalları değişiyor insanın. İçindeki putları deviriyor bir bir. Bilmem ki hayatıma tam da olması gereken bir döneminde mi girdi bu kitap? Damla kendini tamamlayınca damlıyor nihayetinde. Tomris Uyar’ın ifadesiyle Otuzların Kadını olduğum için belki. İçimdeki büyük büyük yükleri atmışım gibi bir hafiflik duyuyorum bir yandan, diğer yandan nefret ettiğim şeylere benzeme korkusu. Sonra doğruyla yanlışı ayırt edebilmek, yerleşmiş tabuları sorgulamak zaten çok büyük bir adım, elinden gelenin en iyisini yapmak amaç diye kendimi teselli ediyorum. İyi Aile Yoktur, şüphesiz Nihan Kaya’dan okuduğum en sarsıcı kitap. Size anlatırken bile sesim titremesin diye uğraşıyorum. Altını çizdiğim o kadar çok cümle var ki, peş peşe bu kadar etki insanı sarsıyor elbette. Kitabı araştırırsanız yerleşmiş kanıları sorgulayan herkese yapıldığı gibi Nihan Kaya’ya da yüklenildiğini görürsünüz. Bana sorarsanız, aldırmayın. Bu kitabı okuyun, okutun. Çünkü yazarın dediği gibi hepimizin içinde yaralı bir çocuk var. Ve içimizdeki anne babanın sesi o kadar güçlü ki biz çocuğun sesini duyamıyoruz. Kendi çocuklarımızla da bu sesin bizimle konuştuğu gibi konuşuyoruz. Oysa Nihan Kaya şöyle basit bir öneri sunuyor: Anne babamıza duyduğumuz ya da toplumun bizden onlara duymamızı beklediği saygıyı, çocuklarımıza gösterirsek sorunu çözebiliriz. Saygılı ol demek yerine, ona saygı gösterirsek değiştirebiliriz acıları. Koşulsuz seven ve affeden anne baba değil, çocuktur. Diyor yazar. Sadece bu cümle bile birçok tabuyu ortadan kaldırabilir. Yirmiden fazla kitap, filmler ve bolca soru kaydettim listeme. İyi Aile Yoktur, İyi Toplum Yoktur ve Bütün Çocuklar İyidir üzerine
İyi Aile YokturNihan Kaya · İthaki Yayınları · 20187,9bin okunma
Puan vermedi·88 syf.··
2021 25. kitabı
Fransa’da idam cezası 1981 yılında kaldırıldı. Victor Hugo ise bu romanı 1829’da yazdı. Yazarın, aydının çağının önünde olduğunun bu yüzden de çoğu zaman çağdaşları tarafından anlaşılmadığının, yalnız bırakıldığının en güzel örneklerinden biri sanıyorum. Kitabın ön sözü sayfa sayısına (en azından İş Bankası Yayınları için diyebilirim) neden dahil edilmemiş anlayamadım. 41 sayfalık ön söz ve Trajedi Hakkında Bir Komedi bölümü beni daha çok etkiledi desem yeridir. Yazar, 1832 yılında kaleme aldığı yazısında; idam cezasının tarihini, siyaseten dönen oyunları, idam cezasına neden karşı çıktığını ve ne yapılması gerektiğini anlatıyor. Genç yaşında, yalnız kalmak pahasına yapıyor bunu. O dönem için söylemeye cesaret gerektiren şey, hâkim anlayışa karşı çıkmak demek; her dönemde olduğu gibi. Ne olursa olsun temel hakları savunmak, vicdanın sesinin gür çıkmasını sağlamak ya da yazarın deyimiyle devrimlerin yok edemediği tek anıt olan darağacının ortadan kalkması için uğraşmak, gerçek devrimcilik değil de nedir? Sömürgelerde bir köleye ölüm cezası verildiğinde efendisine bin frank tazminat ödenirmiş. Yazar bu bilgiyi verip geride kalan aileye müstahak sayılan geleceği sorguluyor. Sadece o insanın değil bütün ailenin darağacına gönderildiğini söylüyor bir nevi. Nedense bu bilgi bana salgın döneminde elektrik şirketlerine uğradıkları zarar için yapılan yardımı hatırlattı. Geçilmeyen köprüye, gidilmeyen havalimanlarına... Halkın bir şey beklemesine gerek yok. Büyük eserlerin, klasiklerin böyle bir etkisi var demek ki bende, ne okusam günümüzde de değişmeyen şeyleri görüyorum. Evet Bir İdam Mahkumunun Son Günü oldukça duygusal, çarpıcı bir roman. Bir yorumda bu romanı okuyan herkesin gözyaşlarına boğulacağı yazılmıştı. Fakat sanırım ben öfkeden ağlayamadım.
Edebiyat
Bir İdam Mahkûmunun Son GünüVictor Hugo · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2026152,4bin okunma
Reklam