Adı:
Ölümsüzlük
Baskı tarihi:
Aralık 2010
Sayfa sayısı:
435
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750701078
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Nesmrtelnost
Çeviri:
Aysel Bora
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Milan Kundera’nın Ölümsüzlük adlı romanı, Gülüşün ve Unutuşun Kitabı ve Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği’yle birlikte bir üçlemenin son kitabı olarak da okunabilir, yazarın roman anlayışını doruğuna vardıran tek başına bir eser olarak da.

Ölümsüzlük’ün hem yazarı hem anlatıcısı hem de kahramanı olan Kundera, yedi bölümden oluşan romanında, birbirinden çok ayrı görünen olaylar ve kişileri ustaca birbirine bağlıyor, bir orkestra şefi gibi yönetiyor. Romanın karakterleri bir hareketten, bir oluştan, kendilerini aşan bir kavramdan doğuyor ve yazarın aynasına yansıyorlar.

Kundera, aralarında Goethe ve Hemingway’in de bulunduğu karakterleri aracılığıyla, gerçeklik ile görünüş arasındaki çatışma, aşk ve cinsellik çeşitlemeleri ve insanoğlunun ölümsüzlük özlemi üzerine düşünüyor. Ölümsüzlük, edebiyat üzerine, edebiyatın özü ve olanakları üzerine olağanüstü bir düşünme serüveni.
435 syf.
·9 günde·Beğendi·10/10
"_ Bu roman içinde bir roman ve şimdiye kadar yazdığım en hüzünlü erotik hikaye olacak.
_ Peki romanının başlığı ne olacak?
_ Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği.
_ Ama bu başlık daha önce de kullanıldı.
_ Evet, tarafımdan! Ama o dönemde, yanlış başlık kullanmışım. Asıl şimdi yazdığım romana ait olmalıymış bu."

Kitabın içinde Profesör Avenarius ile Milan Kundera arasında geçen bu konuşma, bu eserin ne kadar özel olduğunu anlatıyor diye düşünüyorum. Milan Kundera, Avenarius'u beklerken bu kitaba başlıyor ve iki yıl sonra Aralık 1988'de Avenarius ile konuşurken kitabı bitiriyor.

"Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği" ve "Gülüşün ve Unutuşun Kitabı" ile birlikte üçlemeyi tamamlayan kitap olarak görülüyor bu kitap. Kundera'nın kendisine göre ise bunların üstünde bir kitap. Kundera'nın kitaplarında genel olarak farklı bölümler, farklı kişilerin hikayeleri baz alınarak anlatılır ve arada da hem felsefî, hem tarihi göndermeler yapılır. Ama bugüne kadar okuduğum hiçbir kitabında bu kadar geniş yelpazede, bu kadar yoğun yazdığını okumamıştım. Evet, söz gelimi "Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği"nde de olayları çok iyi özetler, kişileri birbirlerine müthiş bir şekilde bağlar ve ilişkiler bağlamında felsefî mesajlarını verir ama bu kitapta ne ilişkiler bağlamında kalmış, ne de sürekli tarihi atıflarda bulunmuştur. Diğer kitaplarda eksik olan 'hüzünlü anlatım' burada ortaya çıkmıştır. 'Hüzünlü anlatım' olmayınca Kundera cinsel anlatımlara gereğinden fazla giriyor ve okuma yer yer sıkıcı oluyor.

Anlatımın bir diğer özelliği ise hikâye ile gerçek hayat arasındaki ilişki. Kitap baştan bir kurguya geçse de, Milan Kundera'nın kendisinin olaylara dahil olmasıyla birlikte sınırlar kalkıyor. Bu, belki de Kundera'nın kendi tercihi. Neden böyle bir anlatım seçtiğinin cevabı belki de şu satırlarda:

"Bugün hâlâ roman yazacak kadar deli olan biri, bunların korunmasını güvence altına almak istiyorsa, eserlerini uyarlamalara hiçbir şekilde için vermeyecek, başka bir deyişle, anlatamayacakları biçimde yazmak zorundadır."

Kundera'nın bunu başarmak için eserini uyarlama ihtimali olmayacak şekilde yazmayı tercih etmesi muhtemel.

Kitabın yedi bölümü olsa da hepsi bir şekilde ana karakterlere ve birbirlerine bağlı. Milan Kundera dışında Goethe de kitabın önemli parçalarından biri. Kitabın içeriğine değinmek istemiyorum ama kitaba adını veren "Ölümsüzlük" bölümünden şu cümleyi alıntılamak isterim:

"İnsanlar ölümsüzlük karşısında eşit değil. Bir adamın hatırasının, onu tanıyanların zihninde yer etmesi demek olan 'küçük ölümsüzlük'le, bir insanın onu tanımayanların zihnindeki hatırası demek olan 'büyük ölümsüzlük'ü birbirinden ayırmak gerek."

Kundera'nın 'gerçek bir Avrupalı' olarak kıta kültürüne ilişkin görüşü de önemlidir:

"Savaş ve kültür Avrupa'nın iki kutbudur, cennet ve cehennemi, zaferi ve utancıdır, onları birbirinden ayıramazsın. Birine bir şey olduğunda ötekine de olacaktır, birlikte yok olacaklardır. Elli yıldır Avrupa'da savaş olmaması, elli yıldır hiçbir Picasso'nun çıkmaması olgusuyla gizemli biçimde ilintilidir."
435 syf.
·13 günde·9/10
Düşünün siz bir yazarsınız ve herhangi bir yerde mesela bir yüzme havuzundasınız. Orada 60 yaşlarında bir kadın çarpıyor gözünüze. Yüzme havuzunun kenarında yürüyor ve elini hayranlık uyandıran bir hareketle kaldırıp yüzme hocasına el sallıyor. 60 yaşında ki bu kadının el hareketinden o kadar etkileniyorsunuz ki gencecik bir kadın karakter yaratıveriyorsunuz. ’’ Agnes’’… Ve ‘’Betina’’ ve ‘’Laura’’….
Öyle ya dünya üzerinden seksen milyar insan geçmişse bugüne kadar bu seksen milyar insanın her birinin yalnızca kendine ait hareketleri olması mümkün mü? Bir el hareketi sadece bir kişiye ait olabilir mi? Kundera’ nın deyişiyle ‘’Bir hareket bir bireyden daha bireyseldir’’ İşte belki de bir el hareketinden o hareketin ‘’ben’’ inden ortaya çıkan bir kitap Ölümsüzlük….
Modern çağda yaşayan bir kadına ait olan onunla özdeşleşen bir hareketi bir bakıyorsunuz çok başka bir zaman diliminde Goethe’ ye aşık bir kadın da kullanabiliyor. Ve birbirlerini hiç tanımayan bu iki kadını aynı romanın kahramanları yapıveriyor Kundera. Bu nedenle yazar romanda yarattığı karakterlerini, kendileri ile bütünleşen hareketleriyle tahlil ediyor. Kişinin ‘’ben’’ ini belki de bu hareketler oluşturuyordur kimbilir. ‘’Ben’’ imiz kilitli bir kasa ise, şifresi hareketlerimiz olabilir mi?
Kitap, yedi bölümden oluşuyor. Birbirinden bağımsız yedi bölüm gibi gözükse de karakterleri nasıl ördü ise Goethe ve Hemingway karşı karşıya gelmiş ve aynı romanın kahramanları oluvermiş. Okudukça başka sorular geliyor aklınıza. Hemingway gerçekten yalancı birimi peki ya Goethe hakkında açılan davaları gerçekten hak ediyor muydu?
Yazar, kitapta bazen anlatıcı bazen de yazarın kendisi oluveriyor. Ya da bir bakıyorsunuz kitabın bir kahramanı oluvermiş. Kundera, kendi yarattığı kahramanı ile roman üzerine konuşuyor, Kafka’ nın, Proust’ un roman anlayışlarını tartışıyor. Tek bir olay üzerinden kurgulanan romanların yetersizliğinden bahsediveriyor. Ve böylece kitaptaki anlatıcı Kundera sayesinde gerçek Kundera’ nın edebiyata, romana bakış açısını öğreniyoruz. Birinci bölümde ki karakter başka bir bölümde başka bir karakterle özdeşleşmiş olarak karşınıza çıkıveriyor. Bu olağanüstü kurguda sorguladığı tek şey var aslında Kundera’ nın.‘’Ben’’… Nedir ‘’Ben’’? Ben’ in temelinde ne vardır? Acı mıdır ‘’ben’’ in temeli yoksa aşk mıdır, cinsellik midir ya da bencillik midir?.. Ya da kişiye özgü olduğu sanılan hareketler midir? İnsan ben’ ini oluşturmak için neleri toplar neleri çıkarır.
Ölümsüzlük nedir o halde ?… Belki bir intihar, ya da yazdığınız bir roman, savaş belki, ya da kültür, hareket sadece bir hareket belki de. … Bunlar sizin gitmek isterken hiç gidememenize, ölümsüzlüğünüze sebep olabilir mi? Ya da ölümsüzlük te ölümlü müdür?
Kitapta kısaca neler var diye bir başlık açmak gerekirse diyebiliriz ki; Kurgu var, sanat tarihi var, sosyoloji var, çok keyifle okunan karakter tahlilleri var en çok ta felsefe var. Cümle yapısı olarak bazı yerlerde zorlanılsa da yine de kolayca okunabiliyor belki; ama o kolayca okunan cümlenin içinde barındırdığı felsefeyi özümsemek pek öyle kolay olmuyor. Okumaya mola verip üzerinde düşündüğüm çok cümle oldu.
Satır atlamadan okumak gerek kitabı. Aynen yazarın dediği gibi. ‘’Okuyucu romanımda tek bir tümceyi bile atlasa, hiçbir şey anlamayacaktır bu romandan. Oysa bütün okuyucular satırlar atlıyor’’
Çok keyif alarak okuduğum kitaplardan biri oldu ‘’Ölümsüzlük’’… Ve neden şimdiye kadar okumamışım diye hayıflandım. Bundan sonra Milan Kundera’ nın adını duyduğumda aklıma ilk olarak ‘’Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği’’ değil, kesinlikle ‘’ Ölümsüzlük’’ gelecek…
435 syf.
·8/10
Varoluşculuk'u, Fransız ekolünden çıkaran yazar ve kitap. Ölümün planlandığı gibi gerçekleşmeyeceği edimi, yüzümüze rüzgar gibi çarpmaktadır. Belki de ölüm, ölümsüzlüktür.
"Aşk duygusu karşımızdakini tanıdığımıza dair bir yanılsama uyandırarak hepimizi kandırır."
"Bir insanın üzerine felaket çökmeyegörsün, onu başkalarına da bulaştırır. Dalaşma, kavga, intikam denen şey budur. Ama güçsüz olanın üzerine çöken felaketi başka birine bulaştırmaya mecali yoktur, kendi güçsüzlüğü onu aşağılar, perişan eder, güçsüz olan onun karşısında kesinlikle savunmasız kalır."
"Bizler hepimiz benliğimizin bazı bölümleriyle zamanın ötesinde yaşarız. Çoğu zaman yaşsız olduğumuzdan, belki de ancak bazı olağanüstü anlarda yaşımızın farkına varırız."
Yürüyordu. Yürüyordu çünkü ruh kaygıyla bunaldığında hareket ister.
Milan Kundera
Sayfa 282 - Afa Yayıncılık
''Düşünüyorum, öyleyse varım'' diş ağrısını hiçe sayan bir entelektüelin kelamıdır. ''Hissediyorum, öyleyse varım'' çok daha genel bir kapsamı olan ve yaşayan bir varlığı ilgilendiren bir gerçektir. Benliğim temelde sizinkinden düşünceyle ayrılmaz. Çok insan, az düşünce vardır. Hepimiz düşüncelerimizi birbirimize aktarır, birbirimizden ödünç alır, çalarken aşağı yukarı aynı şeyleri düşünürüz. Ama biri ayağıma basarsa, acıyı hisseden sadece ben olurum. Ben'in temeli düşünce değil acıdır, en temel duygu olan acıdır. Acıda, bir kedi bile biricik ve başkasıyla yer değiştirmesi olanaksız ben'inden kuşku duyamaz. Acı keskinleşince, dünya yok olur ve her birimiz kendi kendimizle kalakalırız. Acı benmerkezciliğin büyük okuludur.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ölümsüzlük
Baskı tarihi:
Aralık 2010
Sayfa sayısı:
435
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750701078
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Nesmrtelnost
Çeviri:
Aysel Bora
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Milan Kundera’nın Ölümsüzlük adlı romanı, Gülüşün ve Unutuşun Kitabı ve Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği’yle birlikte bir üçlemenin son kitabı olarak da okunabilir, yazarın roman anlayışını doruğuna vardıran tek başına bir eser olarak da.

Ölümsüzlük’ün hem yazarı hem anlatıcısı hem de kahramanı olan Kundera, yedi bölümden oluşan romanında, birbirinden çok ayrı görünen olaylar ve kişileri ustaca birbirine bağlıyor, bir orkestra şefi gibi yönetiyor. Romanın karakterleri bir hareketten, bir oluştan, kendilerini aşan bir kavramdan doğuyor ve yazarın aynasına yansıyorlar.

Kundera, aralarında Goethe ve Hemingway’in de bulunduğu karakterleri aracılığıyla, gerçeklik ile görünüş arasındaki çatışma, aşk ve cinsellik çeşitlemeleri ve insanoğlunun ölümsüzlük özlemi üzerine düşünüyor. Ölümsüzlük, edebiyat üzerine, edebiyatın özü ve olanakları üzerine olağanüstü bir düşünme serüveni.

Kitabı okuyanlar 89 okur

  • Betül AYDOGDU
  • Mizgin Altındağ
  • Öbdonk
  • Burak Demir
  • Messocan
  • Abdurrahim Yiğit
  • qh_15
  • Black Swan
  • İlayda
  • Bey Böyrek

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%6.1
25-34 Yaş
%33.3
35-44 Yaş
%45.5
45-54 Yaş
%9.1
55-64 Yaş
%3
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%60.3
Erkek
%39.7

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%20.8 (5)
9
%25 (6)
8
%25 (6)
7
%4.2 (1)
6
%4.2 (1)
5
%8.3 (2)
4
%8.3 (2)
3
%0
2
%4.2 (1)
1
%0