Öznur Sarıaslan

Öznur Sarıaslan
@oznurbalkan
“Gidilecek çok yol,okunacak çok kitap var”
Puan vermedi·400 syf.··
2026 33. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 18:25
Gerçek bir hayat hikayesinin sarsıcı gölgesinde, dürüst bir yüzleşme: Gelin. Şeyma Demir’in kaleme aldığı Gelin, çocuk yaşta omuzlarına taşımakta zorlanacağı yükler bindirilen Zelal’in hikayesini konu alıyor. Zelal’in çocuk gelin olarak başlayan, İsmail ile yolları kesişen ve ardından Süleyman ile tamamen yön değiştiren kaderini izliyoruz. Kitap, yaşanmış gerçek bir hikayeye dayanmanın verdiği o çiğ ve hüzünlü gerçeklikle insanı yakalıyor; bir kadının sessiz çığlığını, vicdan azaplarını ve içsel fırtınalarını önümüze seriyor. Ancak kitaba dair dürüst bir okur eleştirisi yapmam gerekirse; hikayenin ilerleyişinde bazı noktaların sürekli kendini tekrar etmesi bir süre sonra okuma ritmimi biraz yavaşlattı. Karakterlerin benzer çıkmazlara tekrar tekrar düşmesi ve olay örgüsünün çözülme şekli bana biraz eski Türk filmleri tadı verdi.O tanıdık,biraz melodramatik Yeşilçam havasını sevenler için bu durum bir artı olabilir ama ben yer yer kurgunun daha dinamik ve tekrardan uzak olmasını beklerdim. Yine de gerçek bir yaşam mücadelesine tanıklık etmek ve Zelal’in o buğday tarlaları arasındaki hüznünü hissetmek isteyenler için şans verilebilecek bir roman. Aranızda Gelin’i okuyanlar var mı? Bu Türk filmi esintisi hissi sizde de uyandı mı, yoksa hikayenin temposu sizi tamamen içine mi çekti? Yorumlarda buluşalım!
GelinŞeyma Demir · Dokuz Yayınları · 2025273 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi·160 syf.··
2026 32. kitabı
·
8 saatte okudu
·
Okunma: 07 Haziran 2026 23:35
“İnsanlar bazen gider ama bize bıraktıkları sevgiler yaşamaya devam eder. “ Bu kitap bana çocukluğun ne kadar kırılgan ama aynı zamanda ne kadar saf bir yer olduğunu hatırlattı… Tonino’nun dedesiyle olan bağı o kadar gerçek yazılmış ki okurken bir hikâye değil de bir anıyı dinliyormuş gibi hissettim. Özellikle dedesinin kiraz ağacına duyduğu sevgi çok etkileyiciydi çünkü zamanla anlıyorsunuz ki mesele sadece bir ağaç değil. O ağaç; geçmiş, anılar, emek ve kaybetmek istemediğimiz insanlar aslında. Şehirde yaşayan büyükannesiyle köyde yaşayan dedesi arasındaki fark da çok güzel işlenmişti.Bir taraf daha soğuk, düzenli ve mesafeli;diğer taraf ise doğayla iç içe, sıcak ve huzurlu…Tonino’nun da zamanla hangi tarafa ait hissettiğini görmek çok güzeldi. Kitap ilerledikçe o yumuşak atmosferin altında çok ağır duygular birikmeye başlıyor. Özellikle büyükannesinin hastalığı ve dedesinin yalnızlığı beni en çok etkileyen kısımlardı. Ama yazar bunu öyle bağırarak anlatmıyor;sessizce insanın içine işliyor. Bence kitabın en güçlü yanı da bu zaten. Finaline geldiğimde gerçekten boğazım düğümlendi. Çünkü bazı insanlar öldüğünde sadece onları değil, onlarla birlikte bir dönemi,bir hissi bir güven duygusunu da kaybediyoruz.Tonino’nun yaşadığı şey tam olarak buydu bence. Kısacık bir kitap ama verdiği duygu birçok kalın kitaptan daha gerçekti. Bitirdikten sonra içimde hem sıcak bir huzur hem de tarif edemediğim bir hüzün kaldı. ” Kitabı öğrencilerimle beraber okuduk ama bence yetişkinlerin de çıkaracağı çok ders var o yüzden herkese tavsiye ediyor,keyifli okumalar diliyorum
Dedem Bir Kiraz AğacıAngela Nanetti · Günışığı Kitaplığı · 20111,265 okunma
Puan vermedi·376 syf.··
2026 31. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 04 Haziran 2026 23:54
“Sence de dünyanın başlangıçtaki saflığa,masumiyete,yalınlığa ihtiyacı yok mu?Bunca kargaşa içinde insan nasıl huzurlu olabilir ki?” 1577 yılında İstanbul semalarında görülen kuyruklu yıldızla başlayan o uğursuz atmosfer kitabın sonuna kadar peşinizi bırakmıyor resmen. Halk ikiye bölünmüş durumda; bir taraf bunu ilahî bir mesaj olarak görürken diğer taraf kıyametin habercisi olduğuna inanıyor. Tam bu karmaşanın ortasında ise Azdahak cemiyeti çıkıyor karşımıza. Yaptıkları ritüeller, halkı manipüle ediş şekilleri ve korkuyu kullanmaları gerçekten tüyler ürperticiydi. Kitabı okurken en sevdiğim şeylerden biri, olayların sadece tarihî bir zeminde ilerlememesi oldu. Bir yandan cinayetler, entrikalar, devlet oyunları ve gizli yapılanmalar varken diğer yandan o mistik hava sürekli hissediliyor. Özellikle İstanbul’un sokakları, saray çevresi ve dönemin atmosferi o kadar iyi aktarılmış ki bazı sahneleri gözümde film gibi canlandırdım Bir de İskender Pala’nın dili var tabii… Bazı cümlelerin altını çizmeden geçemedim. Osmanlı’nın kültürel yapısını, dönemin inanç karmaşasını ve insanların korkularını çok etkileyici işlemiş bence. Tarihle polisiyeyi ve mistik unsurları böyle harmanlaması farklı bir tarz yaratmış.İçinde barındırdığı aşk hikâyesi de kitabı daha akıcı bir hâle getirmiş.Ama kitabın genelinde hep bir huzursuzluk hissi var. Kime güvenileceğini bilemediğiniz, karanlığın yavaş yavaş büyüdüğü bir hikâye… Benim yine çok severek okuduğum,elimden bırakmak istemediğim bir İskender Pala kitabı oldu ,harikaydıOkumak için geç kalmayın..Hepinize bol kitap okumalı günler diliyorum. Peki sizin en sevdiğiniz İskender Pala kitabı hangisi?Yorumlarda buluşalım
Azdahakİskender Pala · Kapı Yayınları · 20253,610 okunma
Puan vermedi·179 syf.··
2026 30. kitabı
·
28 saatte okudu
·
Okunma: 17 Mayıs 2026 18:07
“Erişilebilir mutluluk yoktur, varsa da dipsiz bir kuyudur.” Verda’nın Ölümü,bir kadının sadece ölümünü değil,aslında adım adım yok oluşunu anlatıyor.Kitabı okurken en çok hissettiğim şey buydu:Verda bir anda kaybolmuyor,zamanla susturuluyor. Duyguları küçümseniyor, özgürlüğü daraltılıyor,kendi hayatının içinde bile yalnız bırakılıyor..Verda karakteri bence sadece bir kadın karakter değil;toplumun “fazla hissetme,fazla konuşma,fazla özgür olma” dediği bütün kadınların yansıması gibi. Sanatıyla,düşünceleriyle,kendi benliğiyle var olmaya çalışan bir kadın ama çevresindeki erkek egemen yapı onu hep şekillendirmeye, kontrol etmeye çalışıyor. Ata karakteri ise dışarıdan bakıldığında kültürlü,başarılı,saygın biri gibi görünüyor. Ama kitabın ilerleyen bölümlerinde sevginin nasıl sahip olmaya dönüştüğünü,aşk adı altında nasıl baskı kurulabildiğini görüyoruz. Ve bence kitabın en rahatsız edici tarafı da bu:Kötülük bazen çok normal görünen insanların içinde saklanabiliyor. Roman boyunca hissedilen o sessiz baskı insanı gerçekten yoruyor. Çünkü Verda’nın yaşadığı şey sadece bireysel bir hikâye değil;kadınların toplum içinde sürekli bastırılmasının,susturulmasının ve kendi hayatları üzerinde söz sahibi olamamasının sembolü gibi.Kitaptaki ölüm de bu yüzden yalnızca fiziksel bir ölüm değil bana göre. Bir insanın hayallerinin,özgürlüğünün, sesinin yavaş yavaş elinden alınması… İnci Aral’ın en etkileyici yanı ise bütün bunları bağırmadan anlatabilmesi. Büyük olaylardan çok karakterlerin iç dünyasıyla vuruyor insanı.Kitap bittikten sonra bile o boğucu hissiyat uzun süre geçmiyor. Ve sanırım kapağındaki çatlamış porselen kadın figürü kitabı tek başına özetliyor: Dışarıdan zarif görünen ama içten içe paramparça olmuş bir kadın…Kadın hikayeleri okumayı sevenler için çok etkili bir
Verda’nın Ölümüİnci Aral · Everest Yayınları · 2025195 okunma
Puan vermedi·224 syf.··
2026 29. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 15 Mayıs 2026 00:17
“Kapımı rüzgâra…çatımı bulutlara açtım.Haber gelsin,bana uğramadan gitmesin.” Çocuk edebiyatının en kıymetli yazarlarından birisi olan “Sevim Ak’ı” bu kadar geç tanıdığım için kendime çok kızdım.Bundan sonra kendisi favori yazarlarımdan olacak. Ana karakter Bilgin; sayılarla ve ailesinin ondan beklediği başarıyla boğulan,kendini sürekli yetersiz hisseden bir çocuk.Onu gerçekten anlayan tek kişi babaannesi gibi.Özellikle babası matematik ve sayılar konusunda o kadar baskı kuruyor ki Bilgin giderek mutsuz bir çocuğa dönüşüyor.Sonra sınıfa Musa geliyor.Musa savaş yüzünden evinden,ailesinden kopmuş bir çocuk ama buna rağmen içinde inanılmaz bir yaşam enerjisi taşıyor.Bilgin ve ailesine de bence unuttukları,özledikleri o aile tablosunu yeniden yaşatıyor.Bilgin, kendi evinin içinde bile yalnız hissederken Musa aslında hiçbir yere ait olamamanın yükünü taşıyor.Ama ikisinin arkadaşlığı birbirlerine nefes oluyor. Musa sayesinde bu aile giderek güzelleşiyor,mutlu anıların sayısı artıyor. Savaş,mülteci kavramı,çocuklar ve ebeveyn ilişkileri,dostluk,çocuklarımızdan beklentilerimiz,sadece başarılı olmaları için çocuklar üzerinde kurulan baskı,ötekileştirme,ait olma ve her şeyden önemlisi her çocuğun kendine has yetenekleri olması ve bunlara yoğunlaşılması gerektiği üzerine harika bir eser olmuş. Kitap aynı zamanda hayal gücü,sanat,müzik,dans,yardımlaşma ve gönüllülük kavramlarını da çok güzel işlemiş. Her ne kadar 10 yaş ve üzeri okuyucular için önerilmiş olsa da ben bu kitabı aslında yeişkinlerin okuması gerektiğini düşünüyorum.Ayrıca çizimlerin güzelliğine de diyecek söz bulamıyorum.Hepinize kitabı tavsiye eder,keyifli okumalar dilerim.
Sen, Ben ve Elma AğacıSevim Ak · Can Çocuk Yayınları · 2021114 okunma