Anne babamızın sömürücü sevgisi, bizi istismar ettikleri için onların kusurlu olduğu değil, hatanın kendimizde olduğu inancına iter bizi. “Benim iyiliğim için yaptılar” istismara ortak olmaktır. Adil olmayan otoriteye böyle bir uyum ve teslimiyet, beraberinde açık ya da kapalı şiddetle ifadesini bulan bir kendinden nefret getirir. Misillemenin temelleri burada atılır. Utanç, korku, kınama vb. duymadan, tam bir farkındalık ve hem kendimize hem de başkalarına şefkatle açılarak kendimize yönelik nefreti azaltabiliriz.
Biz hep iyi hissetmeyi istiyor olabiliriz ama kötü hisler bizi nafile bir çabayla enerji harcamaktan korur. Hayal kırıklığının tetiklediği kortizol sayesinde enerjiniz gerçekten elde edebileceğiniz bir şeyin peşinden koşmak üzere özgür kalır. Romantik konulardaki hayal kırıklığının bu kadar kötü hissettirmesi de bu yüzdendir. Kötü hislerin genlerinizin devamını sağlayacağını size hatırlatarak, imkânsızın peşinden koşmayı bırakıp daha olası olanı hedeflemenize yardım eder.
Geçmişte değiştirilemez yoksunluğum içinde, 'sahip olmadığım şeye ihtiyacım olmadığına' karar vermiş olabilirim.
Oysa göz ardı edilen yoksunluğun altında, bastırılmış, sessiz bir çığlık yatar.
Çoğu kadın ilk başta kendileriyle bir ilişki kurmadan ilişkiye girecek bir erkek arama hatasına düşer. Hep hayatlarında bir şeylerin eksik olduğunu düşünerek bir erkekten diğerine koşarlar. Oysa aramaya önce kendimizden başlamalıyız. Biz kendimizi sevmezsek hiç kimse bizi tatmin edici şekilde sevemez çünkü içimizde bir boşluk varken aşkı aramaya kalkarsak daha çok boşlukla karşılaşırız. Hayatımızda açığa çıkardığımız her şey aslında içimizde olanların; kendi değerimiz, mutlu olma hakkımız, hayatta nelere layık olduğumuza dair inançlarımızın bir yansımasıdır. Bu inançlarımız değiştiğinde hayatımız da değişir.