...Sadece korkuyla biçimlenmiş bir inancı vardı. Allah'ına sadece ondan koktuğu, cehennemin azabından çekindiği için inanan bir müminin inanması gibiydi onunki. Ne cehennemin ne de korkunun yok olmasını istiyordu. İnanmak için korkuya ihtiyacı vardı. İnancı korkuyla besleniyordu. Sultan hanım gibi Allah'ı severek inanan biri olmamıştı o hiçbir zaman. Ne dindar olduğu zaman ne de şimdiki sapkın inanışlarında sevgiyle büyütmüştü inancını. Her duasının yanı başında acabalar gezinmişti. Hep inanmamanın korkusuyla inanmıştı. Korkmasa bırakacaktı hepsini. Bunu becerememişti ama başka bir yerde başka bir korkuyu büyütünce inancının içi de dışı da şekil değiştirmişti. Tek gıdası korkuydu. Annesinin onu beslediği şey de buydu çünkü, başka bir şeyle doyamazdı.