Benzer durum insan için de geçerliydi. Bir kimsenin kırıklarını ve zayıflıklarını gören insanoglu, bu kisinin acilarina tas atmaktan ve onu daha çok kırmaktan asla çekinmezdi.
Theoprastus bakın o dönemde boşboğaz insanları nasıl tanımlamış: “Söze karısını överek başlayan, önceki gece gördüğü rüyayı anlatan ve yediği yemekleri tek tek sıralayan insanlar.”
Çok uzun bir süre sonunda korkular karanktan doğmadığını anladım. Korkular da yildizlar gibi hep oradaydilar. Onları fark edemeyisimin nedeni ise sadece gün ışığında Etrafimdaki bu geçici parlaklık. Ama nihayetinde içine hapsolduğum bu karanlığını sonunda anladim. iste beni dönüstüren bu acimasiz gerçek oldu. O kadar uzun süre karanlığa bakinca, karanlık da artik bana bakmaya basladi. Çünkü acı çekmek ögrenmenin ve gelismenin en önemli motivasyonuydu.