Müthiş bir dark romance örneği. Türk yazarlar da bu işi güzel yapıyor.
Aşkın Nur Karataş’ın Kont’u, klasik bir hikâye anlatma derdinde olmayan; okurunu metnin içine çekip onunla zihinsel ve duygusal bir hesaplaşmaya zorlayan bir roman. Daha ilk sayfalardan itibaren atmosferini kuruyor ve seni orada bırakmıyor. Kitabın en güçlü yanı, olaydan çok ruh hâli üzerinden ilerlemesi. Karakterler, özellikle de Kont figürü, tek boyutlu değil; aksine karanlık, çelişkili ve rahatsız edici derecede gerçek. Okur olarak “anlamak” ile “yargılamak” arasında sürekli gidip geliyorsun.
Romanın dili oldukça yoğun ama süslü değil; bilinçli, kontrollü ve yer yer sert. Bu sertlik, metni zorlaştırmıyor, aksine metnin ruhuna hizmet ediyor. Karataş, insanın içindeki iktidar, yalnızlık, aidiyet ve yabancılaşma meselelerini doğrudan anlatmak yerine sezdirerek veriyor. Bu da Kont’u hızlı tüketilen bir roman olmaktan çıkarıp, bitirdikten sonra da zihinde kalan bir metne dönüştürüyor. Bazı bölümlerde durup düşünme ihtiyacı hissetmeniz çok olası.
Bağ kurmayı seven okurlar için Kont, güçlü ve cesur bir roman. Bittiğinde “iyi ki okudum” dedirten, hatta bazı satırları dönüp tekrar okutacak bir metin. Kısacası; okurdan emek isteyen ama karşılığını fazlasıyla veren bir kitap.
KontAşkın Nur Karataş · Lapis Yayıncılık · 2022500 okunma
Kafkanın babasıyla olan ilişkisini, anılalarını anlatan bir nevi Kafka’nın babası Hermann Kafka ile olan yüzleşmesi niteliğinde olan otobiyografik eseri. Bu mektubu babası okusun diye mi yazdı yoksa içinde tuttuğu ve söylemek istediklerini yazıya dökerek bu şekilde bir hesaplaşma mı yaptı bilemiyorum ancak babasını çocukluk travmasından, kendisini sürekli suçlu hissettirmesi aşırı otorite ve baskısıyla sürekli korkuttuğu ve bu korkunun Kafkanın bilinçaltına rüyalarına kadar yansıdığını gerek Max Brod’a bıraktığı mektuplarda gerek günlüklerinde açıkça yazmaktadır. Çok başarışı ve yetenekli olmasına rağmen babası tarafından sürekli onaylanmayı beklemiş ve onaylanmayınca kendisini başarısız ve yeteneksiz olarak görmüştür. Babasının yeme içmesinden tutun evliliğine kadar müdahale etmesi ve Kafkanın yapı gereği ona karşı çıkamaması onu her konuda zayıf düşürmüş ve hastalığını tetiklemiştir. Ancak benim sayfaların arasından en dikkatimi çeken şey ise babası ile ilgili bir çok ince detayı çok küçük yaşlarda olmasına rağmen belleğinde çok iyi tutması ve kaydetmesidir; örneğin kürdanla kulaklarını kaşıması, hızlı yemek yemesi durusu, uyuması, konuşması tepkileri ve daha bir çok detay gibi. Bu ince detaylar aslında Kafka’yı aşırı rahatsız eden şeylerdir. Bu eserinde Kafka sanki görünmez bir mahkeme kurup satırların arasından çoğunlukla babasını bazen ise kendisini yargılamaktadır. Ona bu süreçte en iyi gelen şeyin ise yazmak olduğunu cümlelerine iliştirmiş ve eselerlerini arkadaşı Max Brod’ a ölümünden sonra yakması için vermiştir. Yine Miline’ya mektuplarda olduğu gibi Max Brod bu eseri de yayınlamış ve edebiyat dünyasına kazandırmıştır. Kafkaya dair özel detaylar bulabileceğiniz bu eseri okumanızı tavsiye ederim.
Kafkasya mücadelesine Tolstoy çok güzel ve sade bir şekilde değinmiş. Keşke daha kalın bir kitap olsaymış diyorsunuz sonunda. Güzel bir klasik okumayı düşünen tüm okurlara tavsiye edilir. Keyifli okumalar.
Hacı MuratLev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201918,4bin okunma
Bu kitabı okuyup bitirdikten sonra kurabileceğim tek cümle şu olur: Felsefe işte bu yüzden önemli sorgulamayan bir beyin başkalarının kölesi olmayı mahkumdur.
Dostoyevski’nin Rus gerçeklerine ithafen “Hepimiz Gogol’un ‘Palto’sundan’ çıktık” dediği iki hikayeden oluşan kitabı. Ben çok beğendim. Okumayı düşünenler deneyebilirler.