Kitap, yıllar önce değil, sanki yeni yazılmış bir hikaye. Aslında günümüzün problemlerinin geçmiş zamanda da olduğunun bir kanıtıdır bu hikaye. Gösteriş meraklısı, kıyafetine çok önem veren, marka takıntısı olan memurlar, sadece bu zamana özgün değilmiş.
Kendi halinde işine odaklanmış bir memurun, gösteriş meraklısı memur bir çevrenin, psikolojik baskısına maruz kalmasını okuyacaksınız. Çevresi tarafından sürekli ezilen, alay edilen, hor görülen, dışlanan bir kişinin psikolojisini hissedeceksiniz.
Biz insanlar, sosyal varlıklarızdır. Birbirimizden etkileniriz, çevremizden etkileniriz. Bu etkilenmenin sonucu eylemlerimize yansır. Yazar, bu etkilenmenin sonucuyla hayatı değişen bir adamı gerçekçi bir anlatım tarzıyla anlatmaktadır.
Kitap, sadece o dönemin toplumsal yapısını eleştirmenin yanında bir de dönemin siyasilerini de eleştirmiştir. Psikolojik bir roman olmasıyla birlikte eleştiri kısmıda ağır basmaktadır.
İnce, sayfa sayısı az olan bu kitap tek okuyuşta bitirilenebilir.
Bir kitap alıyorsunuz elinize ve hayatı içinden bir karakterle karşılaşıyorsunuz. Basit bir memur olan kahramanımızin hikayesi bir yeni Palto ile başlıyor ve hiç beklenmeyen yerlere gidiyor.
Simdilerde yeni bir palto aldim demek ne kadar kolay degil mi?
Ama o dönemlerde bir palto icin ac kalmanin ve ikramiyeyi dort gozle beklemenin ne demek oldugunu okudukca anlıyoruz.
Yazarın sadece dili sayesinde ve anlatım sekli sanki bir devlet dairesine gitmisimde orda bir memur ile sohbet ediyormusum gibi hissettirdi.
Bunların yanı sıra hikaye tam bitti derken güzel bir yerden yakalıyip cok farkli yerlere gitmesi yazarn gercekten zeki bir insan olduğunun kanıtı. Ve aynı zamanda bu kadar gerçek ve basit bir hikayeyi bu kadar önemli hale getirmek yazarligin ne kadar onemli oldugunun, ne kadar zor oldugunun kanıtı.
Bu kitabı 3. Kez okudum çok sevdiğim bir kitap Gogolu'un Gerçek hayatından ve Rusya da 18. Yüzyılın gerçekliğine ışık tutmuş belkide o dönem Rusya'da ülkenin en gerçekci en Real durumuna ayna tutmuş bir yapıt diyebilirim. Herhangi bir kitap eleştirmeninin bu yapıt için kurgusal bir karekter yorumuna asla inanmıyacağım kadar çok gerçekçi çok idealist bir tutum sergilemiş yazar. Hiç bir kurgu bu yapıtı bu denli anlaşılır bu denli insan ve doğa ikilemini bir araya getiremez bu anlatılmaz anca yaşanır ve yaşanılırsa doğa ve insan yanyana bu kadar güzel durur. Emeğin idealin fedakarlığın hayalin gercekleşmesi için atılan adımların sesi duyulur adeta yapıtta. Zaten dönemin Rus Oligark oligarşi sınıfı tarafından kabul görmemiş. Rus halkını aşağılıyor diye bir safsata orttaya atılarak. Gogol bitirilmek istenmiş. Gogol bedeli ne olursa olsun bunu yayınlamaktan geri durmamış. Kitabı sükse yapmış dönemin en iyi yapıtı olmuş Gogol çağın bir çok aydınını bu kitap ile cezp etmiştir. "Hepimiz Gogolun Palto sundan çıktık denmiştir. Elbette hepimiz biliriz bizde "Ne ekersen onu biçersin diye bir söz vardır" bu kitap bu sözün hayat bulduğu katlandığı canlandığı yürüdüğü yoldur adeta.
iyiliğin de kötülüğünde bir gün mutlaka bedel ödediği Dünyada ne mutlu iyilik ve güzellik uğruna bedel ödeyenler. Bu bedeli ödemeyi göze alan herkesi selamlıyorum. Kitabı okuyanlar iyi bir muhabbet ve hayalin içinde mutlaka kalmıştır. Okumayalara tavsiye ediyorum. Şimdiden Keyifli okumalar diliyorum.
Rus Edebiyatı olması sizi yanıltmasın konusu bize hiç yabancı değil.Yazar bu kitabıyla kemer sıkma politikasını "Palto" üzerinden vermeyi tercih etmiş ve üstelik bunu sayfa sayısını abartmadan ince bir kitapla yapmayı başarıyor.Bittiğinde yüzümde buruk bir tebessümle duvarları seyrettim.Eğer sigara kullanıcısı olsaydım acı bir türk kahvesi eşliğinde sabaha kadar Akaki Akakiyeviç için yas tutmam kaçınılmazdı.Not:Sigara sağlığa zararlıdır.!
Gogol'un okuduğum ikinci uzun hikayesi...
Akakiy akakiyeviç ve onun paltosunun hikayesi...
Akakiy 45-50 yaşlarında , geçimini zar zor sağlayan bir kalem memurudur. Kış mevsiminin yaklaşması üzerine paltosunu tamir ettirmek ister fakat terziler bu eski paltoyu onarmayı reddeder. Artık onarılamayacak , dikiş tutamayacak kadar eskidir. Fakat akakiy'in yeni palto alacak parası yoktur. Yemesinden içmesinden ve herseyinden kısarak sonunda bir palto parası biriktirir ve alır. Bundan sonraki hayatı artık çok güzel geçer. Herkes ona ve paltosuna hayran... Bir gün bir davetten gece vakti dönerken hırsızlar paltosunu çalar. Ne bekçi ne polis ne de "önemli şahıs" onun paltosuyla ilgilenmez. Ve bütün bu korkunç temaslar içerisinde Akakiy hastalanarak trajik bir şekilde ölür.
Yazar Akakiy'in ölümünü gerçekten çarpıcı bir dille anlatmış. Orda gerçekten duygulandım. Ama kitabın devamını sevmedim. Keşke kitap orada noktalansaydı.
Devamında ise Akakiy bir hortlak olup ona kötü davranan herkesin paltosunu alıyor. Genel olarak hoş vakit geçirten yer yer sürükleyici bir öyküydü.
Devlet dairelerindeki memurların yaşantılarını anlatıp, bazı memurların mevkilerinde yükselince kendilerini tanrı addetmelerini eleştiriyor Gogol.
Bugün bile hâlâ böyle insanlar var, bu da insanın her zaman aynı insan olduğunu gösteriyor.
Bu kitabın içinde "Fayton" adlı bir öykü de vardı ama beğenemedim.
Kendi halindeki bir insanın bir monoton hayatını değiştirdikten sonra bize göre oldukça basit bir palto meselesinden dolayı hayatının bitişine oldukça şaşırılacak sayfaları biran önce cevirmek isteyeceğiniz bir eser. Palto
Başladığım gibi bitirdiğim ve oldukça etkilendiğim bir kitap oldu.
Gogol Palto'yu gerçek bir hikayeden esinlenerek yazmış. Akaki Akakievich Petersburg'da devlet dairelerinin birinde çalışan sessiz, sakin, kendi halinde ve hiç arkadaşı olmayan biridir. İş yerinde çalışan diğer arkadaşları tarafından sürekli alay konusu olur. Hatta üstündeki eski olan ve sürekli yamalarla tamir ettirip giydiği paltosu bile...
Kış gelip de soğuklar başlayınca Akaki iyice üşümeye ve rahatsızlanmaya başlar. Palstosuna bakınca birçok yerinde açıklıklar olduğunu görüp tamir etmeye kalkar.
Terzi tamir edemeyeceğini söyleyince adeta yıkılır. Çünkü bu yeni bir palto almak gerekiyor demekti. Kendisi yiyeceği yemeği bile zor bulan bir memurdu. Paltoyu nasıl alacaktı?
Uzun uğraşlar sonucunda parayı biriktirip bir şekilde paltoyu diktiren Akaki paltoyu giyince etrafından olumlu tepkiler alıp özgüvenli ve çok mutlu hissetmeye başlamıştı.
Ta ki akşam eve dönerken sokakta paltosunu çaldırana kadar. Ne kadar uğraşsa da kimlerden yardım istese de hiçbir sonuç alamaz. Zaten sürekli paltosuz gezdiği için de ateşli hastalık geçirerek ölür.
Gerçekten de bir hayatta kalma mücadelesi...
İnsanın insana hücumu, hor görmesi...
Birçok insan için küçük olan bir şeyin bir başkası için ne kadar mühim olabileceği.
Herkesin kendine göre ders çıkarabileceği bir konu.
Keyifli okumalar :)
İki Şehrin HikâyesiNikolay Gogol
Nikolay Gogol’un arkadaşlarıyla sohbet ederken, arkadaşlarının anlatmış olduğu bir olaydan etkilenerek kaleme aldığı bir hikayedir. Arkadaşlarını kahkahalarla güldüren konunun, onu düşünmeye sevk etmesi ve ilham vermesi sayesinde tamamlandığında Dostoyevski’ye “Rus Edebiyatı Gogol’un Paltosundan çıkmıştır” cümlesini kurduracak kadar da etkileyici bir hikaye Palto.
Hikayenin etkileyici olmasının en büyük nedeninin hikayenin kahramanının sıradanlığı ve hislerin olduğu gibi ele alınışı olduğunu düşünüyorum. Birçok insanın ihtiyaç hissetmesi nedeniyle sahip olduğu bir paltonun bile; bedelinin uzun süren uğraşlar neticesinde karşılanması ve satın alınmasının ardından bir anda yok olması, okuyucuyu derinden etkiliyor. Temel ihtiyaçlardan biri olan ısınmak için ihtiyaç duyulan bir paltoya sahip olunabilmesi için nelerden vazgeçilmesi gerektiğiyle ilgili bölüm de etkileyici olan kısımlardan bir diğeri bence.
Bu kitap ertelenmemeli. Keyifli okumalar dilerim
Dostoyevski’nin Rus gerçeklerine ithafen “Hepimiz Gogol’un ‘Palto’sundan’ çıktık” dediği iki hikayeden oluşan kitabı. Ben çok beğendim. Okumayı düşünenler deneyebilirler.
Nikolay Vasilyeviç Gogol (Rusça: Николай Васильевич Гоголь) (31 Mart 1809 - 4 Mart 1852), Ukrayna asıllı Rus roman ve oyun yazarı. En çok tanınan eserleri Palto, Bir Delinin Hatıra Defteri ve Ölü Canlar’dır.
Gogol orta hâlli toprak sahibi bir ailenin çocuğu olarak Ukrayna’da Soroçinski köyünde dünyaya gelir. Gogol’ün çocukluğu köy hayatı ile ve yoğun Kazak kültürü etkisinde geçer. Bu hayatın etkisi ileride yazacağı eserlere de yansıyacaktır.
Gogol, gençlik yıllarında şiir ve edebiyata ilgi duyar. 1828'de Petersburg’a gider. Orada memur olmayı ve bir şekilde geçinmeyi umar ancak işler umduğu gibi gitmez. Gogol, Petersburg’dan Almanya’ya gider ancak orada da parası bitene kadar kalabilir. Tekrar Petersburg’a dönüp iş arayan Gogol bu sefer çok düşük bir maaşla da olsa devlet memuru olarak çalışmaya başlar. Bu görevden de bir sene sonra ayrılır.
1809 yılında günümüz Ukrayna topraklarında yer alan Veliki Soroçintsi’de doğmuştur. Gogol, 1836’da Puşkin’in çıkardığı Sovremennik adlı dergide, yergili öykülerinin en neşelilerinden biri olan Araba’yı ve eğlenceli ve iğneleyici bir üslûpla yazılmış gerçeküstücü öyküsü Burun’u yayınlar.
Yazar, yazı sanatında büyük ölçüde Puşkin’in etkisi altındadır. Öyle ki, onun eleştirileri ve telkinleri olmadan yazamayacağını düşünür. Yazarın Puşkin’le olan arkadaşlığı, onu aldığı acımasız eleştirilerden de koruyan en büyük güçtür.
Gogol’un ilk ciddi ve dikkat çeken eserleri Ukrayna hayatı ile, halk deyişleri ile süslü halk hikâyeleridir.
Gogol 1831 – 1832 yıllarında yazdığı bu hikâyeleri, Dilanka Yakınlarındaki Çiftlikte Akşam Toplantıları adlı kitapta toplar. Bu öyküler Rus edebiyat dünyasında Gogol’ün bir anda parlamasına yol açar. 1835 yılında Mirgorod ve Arabeski adlı eserlerini de yayımladı. Bu kitaplarında da halk hikâyeleri, özellikle Kazak geçmişi işlenmiştir.
Hikâyelerinde günlük hayatı ve bayağı kişilikleri zaman zaman mizahi zaman zaman öfkeye varan bir şekilde yeriyordu.
Eski Zaman Beyleri, Arabeski bu yergi kitaplarının ilkleridir. Arabeski kitabındaki hikâyelerinden biri olan Bir Delinin Hatıra Defteri bir memurun rutin hayatını ve işi yüzünden nasıl sıkıldığını anlatır. Hikayenin sonunda memur akıl hastanesine yatırılır. Portre adlı eseri ise dünyanın kötülüklerden kurtulamayacağı vurgusu ile sonlanır.
Büyük komedisi Müfettiş adlı eseri ile bürokrasiyi alay derecesinde yeren Gogol, eserinin sahnelenmesi ile tüm şimşekleri üzerine çeker. Tepkiler yüzünden Rusya’dan ayrılmak zorunda kalır. Roma’da Puşkin’in tavsiyesi ile en büyük eseri olan Ölü Canlar’ı yazarken Puşkin’in öldüğü haberini alır. Bu haber onun için “Rusya’dan gelebilecek en kötü haber”dir. O zamana kadar Puşkin’i düşünmeden dikkate almadan hiçbir şey yazmayan Gogol için bu haber gerçekten bir yıkım olmuştur. Puşkin’in ölümünün yıkıcı etkisine karşın 1842 yılında iki önemli eseri olan Ölü Canlar’ın 1. cildi ve uzun hikâyesi Palto’yu bitirir ve yayınlar. Ölü Canlar dönemin Rusya’sının çürümüşlüğünü gerçekçi bir biçimde gözler önüne sererken Palto’da sıradan insanların yaşadıkları acılar, maruz kaldıkları haksızlıklar, ve yaşadıkları yoksulluk tüm gerçeklikleriyle, okuyucuyu sarsacak bir ustalıkla gözler önüne serilmektedir. Bu eser de dönemin en büyük eserlerinden biri olarak nitelendirilecektir. Rus edebiyatına sıradan insanların gerçekçi bir girişi olarak da nitelendirilebilir Palto. Öyle ki Dostoyevski hikâyeye hitaben “Hepimiz Gogol’ün Palto’sundan çıktık.” diyecektir. Ancak öykü yayınlaması ile soylu kesimin tepkisini tekrar Gogol üzerine çeker. Dönem aydınlar üzerinde büyük baskıların uygulandığı karanlık I.Nikola dönemidir. Gogol düzen savunucuları tarafından Rus insanını aşağılamakla onun kötü yönlerini göstermekle, halkına ihanetle suçlanır. Ancak onun yapmak istediği halkını aşağılamak değil onu bu hale sokan yozlaşmış düzeni tüm gerçekliği ile gözler önüne sermektir. Maruz kaldığı bu suçlamalar yazarın ruhsal sağlığına da ciddi zararlar vermiştir.
Puşkin’in ölümünden sonra Gogol’ün popülaritesi daha da artar. Bu ilgi Gogol’da bir öncülük hissi yaratır ve kendine toplumu değiştirmek, insanlara yol göstermek gibi misyonlar edinir. Bu dönemde eski yaratıcılığını kaybettiği söylenebilir. Dine karşı ilgisi artar ve daha önce eleştirdiği kiliseyi dahi övmeye başlar. Bu davranış hayranlarının tepkisini çeker ancak o bu tepkilere dinsel yorumlar katar ve Tanrı’nın gönlünü almak için ona daha da yakınlaşır. 1848’de kutsal toprakları ziyaret etmek için Filistin'e gider. Moskova’ya geri dönen Gogol, orada Matvey Konstantinovski adlı gerici bir rahibin etkisi ile 1852 yılında Ölü Canlar romanının ikinci bölümünün el yazmalarını yakarak imha eder. Bu davranışından 10 gün sonra 42 yaşında Moskova’da ölür.
Eserleri
İki Soylu Kişinin Öyküsü
Masallar
Müfettiş
Palto
Ölü Canlar
Burun
Bir Delinin Hatıra Defteri
Portre
Eski Zaman Beyleri
Taras Bulba
Fayton
Kumarbazlar
Dava
Evlenme
Petersburg Hikayeleri
Dikanka Yakınlarındaki Bir Çiftlikte Akşam Toplantıları