Bir kez daha anladı ki insan insanın zehrini alır. Ama onu zehirleyenler de insandı; başka insanlardı, soğuk, uzak, acımasız insanlar. O zaman belki de doğru olan şuydu: Seven insanlar birbirinin zehrini alır, birbirine şifa olur, birbirini kurtarır. Böylesi daha gerçek, daha insaniydi.
Herkes onun bir sıra neferi olmasını istiyordu, bir dişli olmasını, çarkın içinde. Onu belirli katagorilere sokmak niyetindeydiler. Oysa o, hepsine karşı direnmek ve kendi kendisinin sahibi olmak anlamına gelen “seçmek” fiilini gerçekleştirmek istiyordu.