Bir paltonun peşinde, insan olmanın derinliklerine yolculuk.. Palto
“Palto giymeye üşenirken bu koca dünyayı sırtımda nasıl taşırım ben?"
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Kitaplığımda okunmayı beklerken tekrar ağaca dönen kitaplar
Artık eskisi kadar kitap almadığım için (kendimi eğitme çabaları) kitaplığımda okunmayı bekleyen kitapları bir iletide toplamak istedim. İşte karşınızdaaa asla sıfırlanmayan o malum liste: ---TÜRK EDEBİYATI--- --Tarihi-- >Nutuk-M. K. Atatürk >Milli Mücadele Tarihi-Halil İnalcık >Eski Türk Tarihi-Ahmet Taşağıl >Kök Tengri'nin Çocukları-Ahmet Taşağıl >Osmanlı Padişahları-Erhan Afyoncu >Ateşten Gömlek-Halide Edip Adıvar >Küçük Ağa-Tarık Buğra >Ankara-Yakup Kadri Karaosmanoğlu >Deli Kurt- H. Nihal Atsız --Klasik/Roman-- >Semaver-Sait Faik Abasıyanık >Aylak Adam-Yusuf Atılgan >Surname-İskender Pala >Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk-İskender Pala >Puslu Kıtalar Atlası-İhsan Oktay Anar >72.Koğuş-Orhan Kemal >Dede Korkut Hikayeleri --Şiir-- >Uzak-Oruç Aruoba >Yağmur-Nurullah Genç ---YABANCI---
Karagöz İle Hacivat: Leylek
KARAGÖZ İLE HACİVAT: LEYLEK Mart ayının ortası. Kar yeni kalkmış. Ortalık ayaz, hava buz gibi. Karagöz nicedir işsiz. Kazağını, paltosunu eskiciye satmış. Yarı aç, yarı tok. Üstünde bir fanila, bir mintan. Soğuk havada iş bulmak için gezerken, dişlerinin takırtısı Uludağ'dan duyuluyor. Karagöz tam bu esnada Hacivat'la karşılaşır. Hacivat: " Merhaba Karagözüm. Nasılsın, iyi misin? " Karagöz: " İyi değilim Hacivat. Donuyorum. " Hacivat sağa sola bakınır. Bir evin bacası üstündeki leyleği görür. Parmağıyla leyleği işaret ederek: " Bak Karagözüm, leylekler gelmiş. Artık yaz geliyor. " Karagöz: " Hacivat, anlamsız konuşma. Hem leylek gelmiş diyorsun, hem kaz geliyor diyorsun. " Hacivat: " Kaz demedim Karagözüm, yaz geliyor dedim. " Karagöz: " Kaz yazayım ama ben yazı bilmem ki. Yaz demek kolay. " Hacivat: " Dediklerimi yanlış anlıyorsun Karagözüm. Bak leylek nasıl da takırdıyor. " Karagöz çenesini tutar: " Takırtı benden geliyor. Paltom yok da, soğuktan dişlerim takırdıyor. " Hacivat: " Palton yok mu? Doğru ya, paltonu giymemişsin. Al benim paltomu giy. " der ve paltosunu Karagöz'e verir. Karagöz paltoyu giyer ve dişlerinin takırdaması durur. Bu sefer üşüyen Hacivat'ın dişleri takırdamaya başlar. Karagöz: " Hacivat, bu leylek yolunu kaybetmiş, kış günü Bursa'ya gelmiş. Şimdi gerçekten takırdamaya başladı. " Hacivat: " Karagözüm, leylek değil, ben takırdıyorum. O palto senin olsun. Kürkçü Emin'den kendime kürklü palto alacağım. "Karagöz: " Körükçü Cemil'den palto mu çalacaksın? " Hacivat: " Çalmayacağım, parasıyla kürklü palto alacağım. " Karagöz: " Hacivat'ım, paltonu geri al, bana kürklü palto satın al. " Hacivat: " Olmaz Karagözüm, benim eski paltomu sen giy. Ben kendime kürklü palto alacağım. " Karagöz, kendine alma, bana al dedikçe, Hacivat, sana değil, kendime
‘’ Palto giymeye üşenirken bu koca dünyayı sırtımda nasıl taşırım ben? İçinde bulunduğum durumu kimseye anlatamam. Sen de anlamazsın. Ben bile anlamıyorum ki başkasına nasıl anlatırım? ‘’
Yağmur Geçti Ama İçim Islanmaya Devam Etti..
Otobüs durağına her gelişinde aynı bankı seçiyordu. Paslanmış demir kenarları olan, boyası yer yer dökülmüş o eski bankı… Çünkü bazı insanlar, kendilerine benzeyen şeylerin yanında daha az yalnız hissederdi. Akşam olmuştu. Gökyüzü griyle lacivert arasında kararsız kalmış gibiydi. Şehirse her zamanki gibi aceleciydi; arabalar geçiyor, insanlar birbirlerine çarpa çarpa yürüyordu. Herkes bir yere yetişmeye çalışıyordu ama kimsenin gerçekten “varabildiği” bir yer yok gibiydi. Elindeki kahve çoktan soğumuştu. Bir yudum aldı. Tadı yoktu. Zaten uzun zamandır hiçbir şeyin tadı yoktu. Başını kaldırıp durağın camına yansıyan yüzüne baktı bir an. İnsan kendi yüzüne yabancılaşabiliyormuş meğer. Gözlerinin altındaki yorgunluk sadece uykusuzluktan değildi çünkü. Bazı insanlar yaşamaktan değil, hissetmekten yorulurdu. Otobüs geldi. Kapıları açıldı. İnsanlar telaşla bindi. O yerinden kalkmadı. Çünkü aslında hiçbir yere gitmek istemiyordu. Bazen insanın derdi bulunduğu yer değildir. Kendinden kaçamamasıdır. Otobüs tekrar hareket ettiğinde rüzgâr hafifçe yüzüne vurdu. O sırada kaldırımın karşısında küçük bir kız çocuğu gördü. Elinde kırmızı bir balon vardı. Balon o kadar canlı duruyordu ki gri şehrin içinde neredeyse gerçek değil gibiydi. Kız çocuğu annesinin elini bırakıp bir anda gülmeye başladı. O kahkahayı duyunca içinde bir yer sızladı. Çünkü insan bazen sadece mutlu olabilen insanları görünce bile üzülüyordu.