Stefan Zweig, “Aşağıdaki notlar 1914 sonbaharında Rava-Ruska'da bir Avusturya hafif süvari alayıyla yedek subay olarak katıldığı çarpışmada hayatını kaybeden Baron Friedrich Michael Von R.'nin yazı masasının üzerinde mühürlenmiş bir paketin içinde bulunmuştu. Ailesi notların başlığına bakarak, sayfalara da gelişigüzel göz gezdirerek, bir de akrabalarına ait bu yazılarda kendisinin sadece edebî bir çalışma- sının söz konusu olduğu kanısına vardığından, notları gözden geçirmem için bana verdiler ve yayımlanıp yayımlanmamasını da benim kararıma bıraktılar. Şahsen ben bu sayfaların uydurulmuş bir hikâye olduğunu düşünmüyorum; aksine müteveffanın, bütün detaylarıyla gerçek yaşantısına dayanan bir olay olduğuna inanarak, tüm çıplaklığıyla ortaya koyduğu, içini döktüğü yazılarda herhangi bir değişiklik ve ekleme yapmadan, yalnızca ismini saklı tutarak yayımlıyorum.” diyerek anlatmaya başlıyor kurgu mu gerçek mi olduğu bilinmeyen bu olağanüstü geceyi. Hayatındaki en küçük şeyden mutluluk duyan bu adam ne olmuştu da hiçbir duyguyu yaşayamaz olmuştu? Ve nasıl bir gecede kaybettiği tüm duyguları buluvermişti?
Ait olma ve sevgi ihtiyacı, Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinde fizyolojik iftiyaçlar ve güvenlik ihtiyacından sonra gelir. Hepimiz toplumun bir üyesiyiz. Son zamanlarda özerkliğin üzerinde her ne kadar çok durulsa, bireyselleşmeye önem verilse de insan tek başına yaşayamaz. Bir topluluğun üyesi olmak, kabul görmek, sevmek ve sevilmek ister. Kitabın karakteri de bir yere ait olmak istiyor ancak tam anlamıyla ait olamıyor bunu oturduğu masadaki insanlarla iletişim kurmak isteyip tek bir kelime edemediğinden ve onun “Sahte, gereksiz, budalaca, bir utanç boğazımı düğümlüyordu ve ben bu basit insanların masasında bakışlarımı yere eğmiş, üstelik oradaki inatçı varlığımla pazar
İnsanın öz benliğine yönelik bu mağrur farkındalıktan bir türlü kurtulamayışı -hatta o kadar ki, uykusunda bile- kaçınılmaz olarak davranışlarımızın ve konuşmalarımızın zoraki ve yapmacık olmasına sebep olur.