Bildiğimiz odur ki, kent; mahremîyetlerin çökertildiği, alenîyetlerin özendirildiği bir mekânsal yapılar ağıdır. Bunu anlıyoruz: Çünkü kapitalist üretim, toplumsaldır. Toplumsal ise kolektif hayat geleneklerinin dış bükey olarak yeniden yapılandırılmasını gerektirir. Kamusal hayat artık teatralliği , başdöndürücü özgürlük havasıyla değil üretim disiplini ve onun rutinleriyle anılmaktadır. Nazi kamplarının nizâmiye kapısını süsleyen "Arbeit macht frei" (İş özgür kılar) sözü, geç feodal Almanya''da türeyen "Stadluft macht frei" (Şehir havası özgür kılar) sözünün somuttaki karşılığıdır. Bu dönüşüm sanki edebî brütü , bir yaşam netine çevirmiştir. Bu aynı zamanda, kamusal hayatların; kontrolünün Big Brother''lara düştüğü-panopticon-; yaygın ve yoğun bir yalnızlaşmanın ve yabancılaşmanın tecrübe edildiği alanlara nasıl dönüşmüş olduğunu da göstermektedir. Süleyman Seyfi Öğün
Modern Dünyanın Hapishanesi
Modern Dünyanın Hapishanesi ve Kendine Dönüşün Sonsuz Yolculuğu Cevat Orhan Giriş: Alışkanlıkların Zinciri ve Hakikat Arayışı Antik Yunan filozofu Sokrates'in Delfi Tapınağı'na kazınmış o meşhur sözü, "Kendini Tanı" (Gnothi Seauton), insanlık tarihinin en temel çağrılarından biridir. Bu söz, modern dünyanın, insanı içine hapsettiği karmaşık bir paradoksu işaret eder. İnsan, varoluşunun temelinde bir alışkanlıklar yığınıyla var olur ve bu alışkanlıklar, onu kendi özünden uzaklaştıran bir hapishaneye dönüşür. Bu hapishanenin duvarları öylesine sağlamdır ki, insanlar kendi atalarının inançlarına, toplumun dayattığı normlara ve hatta bilimin sunduğu teorilere bile dogmatik birer tapınma aracı olarak sarılırlar. Kur'an'ın birçok ayetinde "babalarının dini üzere" olmakla eleştirdiği bu durum, sadece dinsel bir bağnazlık değil, modern insanın da bir trajedisidir. Big Bang gibi bilimsel bir teori bile, sorgulanamaz bir dogma haline geldiğinde, tıpkı eski hurafeler gibi aklın önünde bir engele dönüşür. Oysa tarih boyunca üst düzey tefekkürü yakalamış Farabi, İbn-i Sina, İbn-i Rüşd gibi düşünürler, bu zincirleri kırmayı başarmış ve hakikate kendi yollarından ulaşmışlardır. Aynı şekilde, Mevlana, Yunus Emre, Aziz Mahmud Hüdayi ve İbn-i Arabi gibi mutasavvıflar da bu yolda ruhani bir derinlikle ilerlemişlerdir. Bu manevi yolculuğun en güçlü sembolü ise, Peygamber Efendimiz'in (sav) Hira Mağarası'ndaki inzivasıdır. O, toplumun hurafelerle dolu gürültüsünden uzaklaşarak, kendi özüyle baş başa kalmış ve vahiy için hazırlanmıştır. Bu tecrübe, modern insanın da kendi "Hira"sını bulması ve içsel bir dinginlikle hakikate yönelmesi gerektiği mesajını verir. Sürü Psikolojisi ve Kapitalist Kontrol Modern toplumun en büyük paradoksu, bireyselliği yüceltirken, aslında insanlığı bir "sürüye"
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Instagram Belası
Kapitalizmin hakimiyetiyle şekillenen günümüz modern toplumu, bireylerin sahnede olduğu bir gövde -gösterisi – toplumudur. Bu toplum düzeninde her insan ya da her nesne her an başrol olabilir. Kitle iletişiminde kullanılan aygıtların getirisi olan sosyal medya platformları, bireylere görünür olma isteğini ve görünür olamama kaygısını aşılamıştır. Guy Debord’un “Gösteri Toplumu” temasında işlediği “Görünen şey iyidir, iyi olan şey görünür” metaforunda değindiği gibi, günümüzde de birey, sanal platformlarda görünür olmayı/ön planda olmayı amaçlar ve bunu günlük yaşamına yansıtır. Bireyin görünür olma arzusunun en önemli  sonucu tüketimi beraberinde getirmesidir. Örneğin sosyal medya araçlarından biri olan Instagram’da “fenomen” bir kadın kullanıcının beyaz çizme giyip turuncu ruj sürmesi bir anda kadınlar arasında beyaz çizmeyi ve turuncu ruju moda haline getirir. Bu durum ilgi odağı olan bu ürünlerin satışlarını arttırır ve kadınlar, beyaz çizmeli ve turuncu rujlu fotoğraflarını instagram profillerine ekleyerek görünür olduklarını kanıtlarlar. Her an değişebilen moda algısına uymak, var olduğunu yani görünür olduğunu kanıtlamanın bir yöntemi olarak kullanılır. Yine Guy Debord’un “Gösteri üç gün boyunca bir şeyden bahsetmediği zaman o şey hiç var olmamış gibidir. Çünkü artık başka bir şeyden bahsediyordur ve kısacası bundan böyle var olan, o başka şeydir.” alıntısı, günümüz “instagram toplumu” nu özetler niteliktedir. Kapitalizmin en çok kadın bedeni üzerinden ilerlediği göz önünde bulundurulduğunda tüketimin en “güçlü” piyonları yine kadınlardır. Bu hususta bireylerin giydikleri kıyafetleri, insan ilişkilerini, ev içi yaşantılarını kısacası özel yaşamlarını topluma sunmaları Panopticon Hapishane Modeli’yle benzerlik gösterir. Panopticon ‘da insanların “görünmeyen
1000Kitap
"Foucault' un kitabında bahsettiği hapishane modeli "Panopticon" (görünen yer anlamına geliyor) aslında İngiliz faydacı düşünür J. Bentham'ın hapishane mimarisinin adı. Panopticon halka şeklinde bir binadır ve bu halkanın tam ortasında bir gözlem kulesi bulunur. Kuleden, halka bina üzerinde yer alan hücrelerin içerisi görünür, fakat bu hücrelerde yer alan mahkûmlar dışarısını göremez. Yani mahkûm, görülmekte ama görememektedir ve görülüp görülmediğini de bilmemektedir. Amaç, mahkûmlarda devamlı izlendikleri algısı yaratmaktır. Devamlı gözetim altında olduğunu bilen mahkûm zamanla kuledeki gardiyanın beklentileri doğrultusunda hareket etmeye başlar. Öyle ki kulede bir gardiyan olup olmadığı bile önem arz etmeyecek hale gelir. Bentham diyor ki, bu sistem şunu yaratır: Ne zaman gözetim altında olduğunu bilmeyen kişi, her hareketine dikkat edecektir." Fatma Çelik (Yeniçağ)