7/10
·172 syf.··
2024 9. kitabı
·
45 günde okudu
·
Okunma: 07 Nisan 2024 21:42
Kötü bir insan kendi iradesiyle iyi olabilir mi? Peki ya iradesi alındığında? Kitabın özetini yazmayacağım spoiler olmasın diye. Ludovico Tekniği bana diğer distopik romanlardaki benzer olayları hatırlattı: iradenin elinden alınması. İktidarın toplumdaki bireyleri tek tipleştirme politikası başta hapistekilerde denenerek "topluma geri kazandırma" gibi masum bir sloganın ardına sığınma işi olsa da, esasında halkın tüm kararlarını kabul etmesi gibi bir amaç yatıyor. Yani iktidar bu teknik başarılı olursa halkın da iradesini elinden alabilir ve onları tek tipleştirebilir. Böylelikle istediği her kararı da kabul ettirebilir. Panopticon bakış açısının izlerini burada görebiliyoruz aslında. Alex'in bu tekniği denemesinde papazın karşı çıkması ve diyalogları "irade" hakkında güzel mesajlar veriyor. İrademiz elimizden alınırsa bizden geriye ne kalır? Alex bu tekniğin etkisiyle iyi şeyler yaptığında hakikaten iyi bir insan olacak mı? Yoksa sadece topluma rahatsızlık vermemesi yeterli mi? Bu kitap boyunca tartışılan sorulardan birkaçı, fakat kitabın sonlarında görüyoruz ki insan iradesini kaybedince delirme noktasına geliyor, yaşama isteğini kaybediyor. Bunun bir örneği olarak Alex'in yaşamına son verme istediğini hep beraber okuduk. Tekrar hayata döndüğünde ve Ludovico'nun etkisi kaybolduğunda hapisten önceki haline dönmesi ona yaşam isteği verdi. Benim daha çok dikkatimi çeken nokta bir insanın kendi isteğiyle iyi olması mı önemli, yoksa iradesi alınıp toplumu rahatsız etmemesi yeterli bakış açısı mı önemli tartışmasını mukayese etmek oldu.
Edebiyat
Otomatik PortakalAnthony Burgess · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2009113,1bin okunma
10/10
·248 syf.··
2024 11. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 27 Ocak 2024 00:13
#gradyhendrix çok sevdiğim bir yazar ve bu kitabını öyle uzun zamandır bekletiyorum ki... #horrorstör #ikea konsepti bir mağazada geçen korku hikayesi. Baskısı öyle iyi öyle muhteşem ki şu an qlsanız sanırım 600 tl eder kuşe kağıt ve renkli baskı. Ama satışı tükenmiş. böyle bir kitabı 25 TL ye almışım şu an şaka gibi geliyor. Kitabı #korkuyoruzamaokuyoruz grubum için okudum. Eveeet kitapta Orsk mağazasına gidiyoruz. Çok eskiden yerinde panopticon (ortada gözlem kulesi bulunan ve tüm mahkumları gözlemeye imkan tanıyan dairesel hapishane) hapishane bulunan bir mağaza. İkea'dan daha ucuz fiyatlarla İskandinav ürünleri satıyor ama Amerikan mağazası. Satışlar Cuyahoga mağazasında istenilen miktara ulaşamıyor. Mağaza çalışanı Amy, müdür yardımcısı Basil ile pek anlaşamıyor ve naklini istemiş. Haftalardır mağaza çalışanlarının telefonlarına özel numaradan mesajlar geliyor. Eşyalar değiştirilmiş ya da bozulmuş bulunuyor. Geceleri kimin bunları yaptığını bulmak için Basil, Amy ve kasiyer Ruth'a nöbet teklif ediyor. Ama 250 bin metrekarelik alanda yalnız olmaları bir risk. Üstüne diğer çalışanlar Matt ve Trinity kendi hayatlet avı videolarını çekmek için aynı geceyi bulmuş. İşler öyle ters yerlere gidiyor başlarına öyle şeyler geliyor ki spoiler olmaması için söylemiyim. Korku türü olarak gore (kanlı, body horror, grotesk) , paranormal, terror (inanılmaz korku), survival (hayatta kalma) Kitabın tasarımı ve kalitesi gerçekten okuma zevkine inanılmaz arttırıyor her bölüm başlığı aynı IKEA'da olduğu gibi değişik isimleri olan mobilyaların ismi ile atılmış. Tasarım ve yazı renkleri tıpkı katolog okuyorsunuz etkisi veriyor. Sayfa kalınlığı zaten özel baskı oldupunu haykırıyor şu an piyasadaki kitapların kapak kalınlığında sayfalar of kitaba fiziki hayranlığım bitti şimdi yazara
HorrorstörGrady Hendrix · Zodyak Yayınları · 201566 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
8/10
·445 syf.··
Beğendi
·
2020 94. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 31 Ekim 2020 14:05
Fransız filozof Michel Foucault’un okuduğum ilk eseri. Modern iktidarı büyük gözaltına benzeten Foucault, kısmen cezaevlerinin tarihçesi ile birlikte iktidar olgusunu, iktidarın kullandığı teknikleri ve etkilerini ve modern hukuku inceliyor. Biraz kapsamlı : 445 sahife. Ancak sade ve anlaşılır bir dille kaleme alınmış. Kitap büyük ölçüde herkesi ilgilendirmesine rağmen özelde hukukçuların ve cezaevi çalışanlarının okuması gereken eserlerden birisi. Felsefi yorumlar yer alan kısımları daha dikkatlice okumalı. Önerebileceğim kitaplardan birisi. Hapishanenin doğuşunu dört farklı bölümde ele alınmaktadır. 1.Azap 2.Ceza 3.Disiplin 4.Hapishane Bir dönem de halka açık infazlar yoğunluktaydı. Özellikle dar ağaçları bir gösteri ve işkence mekanı olarak değerlendirilebilir. Bu azap süreci halka mal edilecek şekilde meydanlarda tiyatral bir şekilde ve gaddarca sergileniyor. Mahkuma en uç acıyı vermek yavaş yavaş yavaş öldürmek kutsallaştırılmıştır. Bu yöntemde seyircilerin suça olan eğilimi azalmadığı gibi gaddarlık sıradan hale geldi. Daha sonra idam cezası yerine özgürlükten mahrum bırakma ve ıslah edici disipline geçme eğilimi ağırlık kazanır. Azap süreci bitip ceza sürecine geçiliyor bedene yapılan işkence kısıtlanıyor. Ama bu sefer ruha yapılan işkence başlıyor. İnsan olgusu özgürlüğünü yitiriyor hapishane ve duvarlar başlıyor. “Hapishane, içeri kapatma bireyi hem bir hak hem de bir mal varlığı kabul edilen özgürlükten mahrum bırakmaktır. Kişinin ve bedeninin rehin alınması. Hapishane ile insan kendini birine karşı güvenceye almaktadır. Cezalandırmamaktır. Mahkumun ruhu üzerinde mümkün olduğu kadar sık çalışmalıdır. Yönetsel bir aygıt olma hapishane, aynı zamanda zihinleri dönüştürecek bir makine olacaktır.” “Tabi kılınabilen, kullanılabilen ve
Felsefe
Hapishanenin DoğuşuMichel Foucault · İmge Kitabevi Yayınları · 20131,382 okunma
Puan vermedi
NURULLAH ULUTAŞ’IN SON ESERİ ÜZERİNE BİR İNCELEME “Turgay Nar Tiyatrosu” Yazar: Nurullah ULUTAŞ Çizgi Kitapevi 1.Baskı Aralık 2018 Hatice BARAN “Tiyatro; insanı, insana, insanla, insanca anlatma sanatıdır”. Tiyatro türüne dair bu güne kadar birçok tanım ortaya kondu. Fakat 1980 sonrası edebiyatın devlet, vatan ve millet kavramına dair odak noktasındaki değişiklerle daha çok bireyin sorun ve bunalımlarının merkeze alınmasıyla edebiyat merkezi bir otoriteye değil de bireye dair eserler üretmeye başladı. Onun için tiyatro adına yukarıda belirttiğimiz tanımın bugünün eserleri için daha uygun olduğunu görmekteyiz. Toplumcu gerçekçi akımın tiyatromuzdaki en önemli temsilcilerinden olan Turgay Nar, ortaya koyduğu eserleriyle birey- iktidar çatışması, gözetim toplumu, kültürel yozlaşma, kimliksizleştirme politikaları, cinsel şiddet, kapitalizm ve yabancılaşma gibi modernizmin beraberinde getirdiği günümüzde toplumu ve bireyleri en çok etkileyen sorunları, tiyatro aracılığıyla göz önüne sererek insanlığa hizmet etmektedir. Ulutaş, onun eserleri için şöyle der; “Onun oyunlarında çağdaş insanın sorunlarına yönelik politik söylem, alışıla gelmişlikten uzak, estetize edilmiş bir yapıdadır. Şiddet ve vahşetin kuşattığı karanlık, boğucu ve kaotik bir dünyayı irkiltici sahnelerle anlatırken bile onca umutsuzluğun içinden insanlığa bilgece bir ışık tutmayı ihmal etmez” (s.11). Ulutaş, Turgay Nar’ın tiyatro eserleri üzerine birçok makale ve çeşitli yazılar yazmış biri olarak karşımıza çıkar. Son olarak da 2018’in Aralık ayında(Çizgi Kitapevi Yay.)yayınladığı “Turgay Nar Tiyatrosu” adlı inceleme kitabıyla Nar’ın “Tepegöz, Divane Ağaç (Yunus Emre), Çöplük, Kuyu, Gizler Çarşısı, Hitit Güneşi, Can Ateşinden
Edebiyat
Turgay Nar TiyatrosuNurullah Ulutaş · Çizgi Kitabevi · 20184 okunma
9/10
·445 syf.··
2019 42. kitabı
·
25 günde okudu
·
Okunma: 05 Ağustos 2019 12:03
Michel Foucault - Hapishanenin Doğuşu... İmge Yayınlarından çıkıyor. 445 sayfa. Son dönemin üstüne en çok yazılan, çizilen filozoflarından Focault'nun, çevirmen Mehmet Ali Kılıçbay'ın tabiriyle "Türkçeye sığdırmaya çalıştığı" Hapishanenin Doğuşu, aslında bir iktidar ve iktidar bilgisi üzerine ileride yapılacak araştırmalara tarihsel bir alt yapı hazırlayacak başucu kitaplarından. XVIII. Yüzyıl öncesi kralın / imparatorun kişiliğinde vücut bulan otorite ve halka açık bir şekilde gerçekleştirilen işkencesi bol infazlar, bugün neden hapis cezasına; hapishane sistemine dönüştü? Kitabın cevap aradığı soru kabaca bu. Burada "Panopticon" kavramı devreye giriyor. Panopticon, merkezde bir kulenin olduğu, çevresine yerleştirilen koğuşların gözlendiği, ama gözlenen kişinin gözleyenleri asla göremediği, ne zaman gözlendiğini bilmemesine rağmen, rastgele yapılan gözetlenmeden sürekli çekindiği bir modern gözetleme tekniği... Panopticon bir iktidar modeli. Bugün de bizi gözleyen birileri var. Biz onları göremiyoruz. Her an tutuklanabilir, hapse atılabilir veya ceza görebiliriz. Değişim burada başlıyor. Modern iktidar, XVIII. Yüzyıl öncesinin halkın gözü önünde yapılan işkence yöntemleri ağır basan cezaları, hapiscezasına çevirerek hümanist bir dokunuş sergilemiş gibi görünürken, aslında halklar üzerinde kurduğu baskıyı derinleştiriyor, göze görünmez kılıyor. Tebayı bir korku ikliminin içine sürüklüyor. Sürekli gözlüyor, yasa koyuyor, uymayanları hapse atıyor; ama burjuvaziye yasaları eğip bükme hakkı veriyor. Büyük hırsızlıklara, cinayetlere kör bakarken, basit bir grevi, sıradan bir hırsızlığı veya ekmek çalmayı, toplumun gözüne soka soka cezalandırıyor. Böylece modern iktidar, çocuğu okulla, hastayı hastaneyle, deliyi tımarhaneyle, askeri orduyla, suçluyu hapishaneyle
Felsefe
Hapishanenin DoğuşuMichel Foucault · İmge Kitabevi Yayınları · 20131,382 okunma
Puan vermedi·352 syf.··
2019 13. kitabı
Sürükleyici, başarılı bir distopya. Sürekli gözetlenme ve akabinde getirdiği sıkışmışlık hissiyle akla Jeremy Bentham'ın tasarladığı Panopticon'u getiriyor. Big brother is watching you!
1984George Orwell · Can Yayınları · 2023200,1bin okunma