rem

rem
@papercrane
If you gotta talk shit at least let me put some music on
Duvara Astığım
Ölünceye kadar seni bekleyecekmiş, Sersem. Ben seni beklerken ölmem ki.. Beklersem.
Sayfa 30·Kitabı okudu
Alıntı
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Spoiler!
Kitabın sonunda Light'ın çırpınışlarını izlerken, bir cümlesi dikkatimi çekti. "Kimse yok mu?" diye bağırıyor, Misa, Takada ve diğer kullandığı insanların adlarını haykırıyordu. Aslında, bir insanın kendi sonunun yaklaştığını anladığında bunu yapması gayet doğaldır. Ama, söz konusu Light Yagami ise, benim düşüncelerim için işler o zaman farklı bir hal alıyor. Light hayranı değilim. Antisi de değilim ve bu yüzden olaya olabildiğince tarafsız yaklaşmaya çalışıyorum. Serinin başından beri Light, oyunculuk ve soğukkanlılığını koruma konusunda oldukça başarılı bir tavır sergiledi. Öyle ki, yanlış hatırlamıyorsam, seri boyunca yalnızca iki defa Light'ın çaresizlik ve panik duygusuna ilk elden şahit olduk. Birisi, L Light'ın da kayıt yaptırdığı üniversitede aniden belirip kendini L olarak tanıtınca, diğeri de serinin taaa en sonunda YB deposunda her şey açığa çıkarken.. Bunun dışında gördüğümüz Light her zaman sakin, planlı ve soğukkanlı bir yapıdaydı. Neyse, devam edelim. Takada, Misa, Mikami, Soiçiro Yagami.. ve kullandığı diğer herkes onun için bir piyondu, kazanmak için gerekiyorlardı, gerektiğinde feda edilmeliydiler. Olay anında birisini kullanıp atmak önemli değildi. Çünkü o Light Yagami'ydi. Yeni Dünya'nın Tanrısı... bu kurulacak yeni Dünya için birkaç kişinin feda edilmesi önemli değildi. Özellikle son zamanlarda gözü Near'ı yenmek, ve sonrasında Yeni Dünya'nın kuruluşunu izlemek dışında hiçbir şeyi görmüyordu ki, Takada'nın öldüğünü, hatta Misa'nın bile, her anında yanında olan Misa'nın bile, orada olmadığını fark edemedi. Öyle ki, Yeni Dünya'nın Tanrısı, kötüleri, hatta bazı masum insanları bile gözünü kırpmadan öldüren Light Yagami, Ryuk kendi adını deftere yazdığında "Ölmek istemiyorum, ölemem, lütfen Ryuk, yapma, ölmek istemiyorum, dur..." diye yalvaracak
1000Kitap
boşluk doldurmaca!
............... 🤝 ...............
Anket
2 Mayıs. Çoğu kişi için sadece çift sayılı bir gün iken, ben ve birçok Potterhead için kalbimizin derinliklerinde, derin yaraları ifade etmekte. Remus, Tonks, Severus, Fred ve daha nice kişi bugün hayatlarına gözlerini yumdu. Seven olabilir, olmayan da olabilir. Ama şahsen, hepsi için kalbimde yaralar açıldığını ifade etmeliyim. Evet, bugün o gün. 2 Mayıs, Hogwarts savaşının yıl dönümü. Verilen bütün kayıplar adına, Lumos /*
1000Kitap
Hayatımda beni en çok duygulandıran seylerden birinin kurgusal olması normal mi?
Tamam, güne ağlayarak başlamayı ben de istemezdim ama, sabah kalktığımda aklıma nereden geldiğini bilmediğim bir düşünce yerleşti. Remus'un ve Sirius'un James ve Lily'nin ölüm haberlerini aldıklarında ne olduğunu düşünüyorum yaklaşık iki saattir. Sirius kendini suçluyor sürekli, büyük ihtimalle Azkaban'da. Remus'un hayatı karardı. Sirius'unda elbet. Remus bir günde, En yakın dört arkadaşını birden kaybetti. ikisi öldü, birini öldü biliyor, birisini de diğer üçünü öldüren bir hain, ve azılı bir katil olduğunu düşünüyor. Eskiden rüya gibi geçen Dolunay günleri artık sadece bir kabus. Sirius'un masum olduğuna inanmak istiyor. Ama Gelecek Postasında o kadar nefret dolu söylem var ki... Her günü eski güzel günleri özleyerek geçiriyor. Sirius ise hayatta kalmaya çalışıyor. Hücresinde, Ruh emicilerin ondan alamadığı tek mutlu anıya bağlı yaşıyor, o mutlu bir anı değil aslında. Gerçeğe tutunuyor. Kendinin masum oluşuna, Peter'in hala hayatta ve büyücülerin arasında olduğuna. İntikam için yanıp tutuşuyor. Ama James'i özlemeden geçirdiği tek bir gün bile yok. zamanın gelmesini bekliyor. Oradan kaçıp James'in intikamını almak için. Ama zamanın gelmesinin on iki yıl süreceğinden habersiz..Dolunay geceleri hücresindeki küçük pencereden bakıyor ve uzun zamandır yapmadığı bir şeyi yapıyor ilk defa. Hayal kuruyor. Tekrar Patiayak'a dönüşüp James ile birlikte Remus'a yardım etmek için Hogwarts'ın uçsuz bucaksız bahçelerinde koşturmanın hayalini. "Remus Hogwarts a giderken kompartımanda uyumayı severdi. Bazen üşürdü ve ayaklarını kendine çekmiş bir şekilde büzülmüş uyurdu. Uyandığında Sirius'un veya James'in ceketini kendi üzerinde bulurdu. Yavaşça doğrulduğunda ise en yakın arkadaşları onun hemen yanı başında oturuyor olurdu. Remus yine Hogwarts'a gidiyordu. Ama bu sefer Profesör
1000Kitap