Herkes herkesi bir şeylere zorlar, istemedikleri şeylere değil, daha çok isteyip istemediğini bilmedikleri şeylere, çünkü neredeyse hiç kimse ne istemediğini bilmez, hele ne istediğini hiç bilmez,
Aslında tüm katılımcıların, onlara yöneltilen dili çok iyi anlamalarına rağmen, kulaklıklardan duyduklarına, yani tercümanlara, doğrudan konuşandan duyduklarına (aynısı ama daha karmaşık) nazaran daha çok güvenmeleri oldukça tuhaftır.