Mina, deniz kenarındaki küçük köyünde, büyükannesinden dinlediği hikayelerle büyümüştü. En çok da Deniz Tanrısı’nın adını duymuştu ondan. Çünkü, tanrıların en güçlüsü ve halkının koruyucusuydu Deniz Tanrısı, yeryüzündeki dostu imparatorlarıyla birlikte. Ama bir gün, birdenbire, insanlara sırtını dönmüş; fırtına, yangın ve bilumum felaketlerle baş başa bırakmıştı onları. Sebebini bilmedikleri bu durumu düzeltmek isteyen halk da, her yıl, fırtınaların çoğaldığı dönemde, o yörenin on sekiz yaşını dolduran en güzel kızını, Deniz Tanrısı’na gelin olarak göndermişlerdi. Hiçbiri de geri dönmemişti o günden sonra üstelik. Mina onaltı yaşındaydı. O yil, yüzüncü kez gelin olarak denize gönderilecek kız da Shim Cheong’du. Shim, gerçekten çok güzeldi. Ve Mina’nin abisi Joon’un da biricik aşkıydı. Bu nedenle de, abisinin Shim’in gidişinden duyacağı üzüntünün önüne geçmeyi planlamıştı genç kız. Her şey hazırlanıp da, tam Shim denize atılacakken, gelini almaya gelen ejderhanın önüne atlamış ve kendisini almasını talep etmişti Mina. Ejderha da kabul ederek indirmişti O’nu denizin altına. Hem abisinin mutluluğunu sağlamak hem de Deniz Tanrısı’nın başına ne geldiğini öğrenmek için elinden geleni yapmayı planlamıştı. Denizin altına indiğinde gördükleri ve yaşadıkları şaşkına çevirmişti genç kızı. Çünkü, aşağıda hiç ummadığı sürprizler bekliyordu kendisini. Rakip haneler, kötücül lordlar, canavarlar, tanrılar ve en önemlisi de, hiç birşeyle ya da hiçbir kimseyle ilgilenmeyen, kendi halinde yaşayan bir Deniz Tanrısı ile karşılaşmayı ummuyordu tabii ki. Amma, gördüğü ve yaşadığı hiçbir olumsuzluğa, haksızlığa kayıtsız kalmayan korkusuz kızımız Mina, köşesine çekilmedi. Yeni tanıştığı Lotus Hanesi Lordu Shin, Shin’in savaşçılarından Kirin, Namgi, Nari ve insandan tayfa dönüşmüş Maske, Dai ve