Ve aniden şehir ortadan kayboldu. Şehrin olduğu yerde çıplak adam ve kadılardan oluşan uçsuz bucaksız bir kalabalık ortaya çıktı. Toplar ve tüfekler de ortadan kaybolmuş, askerler çırılçıplak kalmış, üniformaları ve silahları adamlara ve kadınlara dönüşüp üstlerine üşüşmüştü. Şehirlilerin oluşturduğu kalabalık devasa kara bir leke gibi düzlüğün ortasında kalmıştı.
-Arabanız mı?
-Bütün arabalar gitti. Her şey, trafik ışıkları, posta kutuları, sokak lambaları... Görüyorsunuz işte. Yer yarıldı da içine girdiler sanki.
-Ama hükümet (h) vatandaşı mağdur bırakmaz, gerekli tazminatı öder. Yeni bir araba alırsınız.
-Tabii. Ona şüphe yok. Ama trafik hizmetleri başkanlığının (thb) hesaplarına göre burada yüz seksen ile iki yüz yirmi arası otomobil varmış, düşünebiliyor musunuz? Belki başka caddelerde de benzer olaylar olmuştur. Sizce basit bir sorun mu bu? - Hayır, hiç basit değil. İki yüz arabanın tazminatının tek seferde ödenmesi çok zor. Ne dediğimi iyi biliyorum, çünkü ösk memuruyum.
Sokaklarda büyük bir hasar görülmese de şehirde genel bir yıpranma var gibiydi, sanki birisi sağdan soldan rastgele parçalar koparmıştı, hani pastayı çocuğun önüne bırakırsanız öyle olur ya; üstteki kirazın kaybolduğu hiç belli olmuyor diye düşünürken bir de bakarsıız ortada misafirlere ikram edecek pasta kalmamıs.