Benim bir geleneğim var: Eğer bir seride potansiyel görmüşsem, mutlaka ilk ve son kitabına detaylı bir inceleme yazarım. Cassandra Clare’in Karanlık Sanatlar serisi de bu gelenekten nasibini alıyor.
-Çok fazla spoiler vermek istemeden yazdım. Hatalarım olabilir şimdiden özür.-
Cassandra Clare'in yeri bende çok çok ayrıdır. Hem yazım tarzı, hem de karakterlerin 'odun' gibi yazılmaması ve evrenlerinin mantık hatası olmadan çok güzel bir şekilde inşa edilmesi beni etkileyen unsurlar. İlk olarak Kılıç Kapan kitabını okumuş, ardından da her zaman duyduğum Ölümcül Oyuncaklar serisine başlamıştım. Yanılmıyorsam, ilk kitabına da bir inceleme yazmıştım. İlk kitaptan bu yana yazarın dili gerçekten çok gelişti. Ayrıca, bence bu iki dakikalık çatışma sahnelerini de çok güzel yazıyor. Karanlık Sanatlar serisinin ilk kitabı Geceyarısı Leydisinde ise, yazarın dilinin değişmeye başladığı rahatça gözlemlenebiliyordu.
İlk önce konuyu anlatıyım.-Spoilersız-
Geceyarısı Leydisi’nde hikâye Los Angeles Enstitüsü’nde başlıyor. Emma Carstairs büyümüş, çocukken kaybettiği anne ve babasının ölümünün ardındaki gerçeği bulmaya kafayı takmış. Resmî olarak ailelerinin ölümü Sebastian’ın yaptığı savaşla ilişkilendirilmiş olsa da, Emma bu işte başka bir şey olduğuna inanıyor. Onun yanında her zamanki gibi parabatai’si Julian Blackthorn var. Julian artık kardeşlerinin hem abisi hem annesi hem babası gibi; Livvy, Ty, Dru ve Tavvy’nin bütün sorumluluğu omuzlarında. Bu yük onu çok olgunlaştırmış ama aynı zamanda içten içe yalnızlaştırmış. Emma ile Julian’ın ilişkisi zaten çok yakın, ama aralarında parabatai kuralını tehlikeye sokacak türden duygular yeşermeye başlıyor.
Los Angeles’ta bir dizi cinayet işleniyor. Cesetlerde tuhaf, büyüyle bağlantılı işaretler var ve bunlar Emma’nın ailesinin ölümlerini
Ölümcül Oyuncaklar serisinin son kitabı ve bir hikâyenin sonu. Bu kitapta da sevgili Gögle Avcıları’mız, ana kötümüz Sebastian ile uğraşmaya devam ediyorlar.
Kayıp Ruhlar Şehri’nde Alec’in; Magnus’un ölümsüzlüğünü almaya(!) çalışması sebebiyle çiftimiz ayrılmış idi. Kitabın başında Alec’in, Magnus ile konuşma çabasını görüyoruz.
Burada sevdiğim bir durum var, yazarın hiçbir ayrıntıyı atlamadığının bir kanıtı yeniden.
Magnus 8 Aralık doğumlu, kış ayı. Alec, Magnus’a ulaşmaya çalışırken “Bugün doğum günü, onu unuttuğumu düşünmesini istemiyorum” diyor. Bundan evvel yazar bugünü anlatırken “kış günü” vurgusu yapmayı ihmal etmiyor.
Sebastian’ın saldırıları ve kudurukluğu neticesinde savaş başlıyor. Bundan evvel Alec ve Magnus bir kez buluşuyorlar. (sayfa 72) Alec açık yüreklilikle tek hata edenin kendisi olmadığını aktarıyor ki onun bu huyunu çooooook seviyorum.
Magnus, Luke ve Raphael’in kaçırıldığı yerden daha fazla an okumak isterdim. Burada Cassandra bizi yeterince beslemedi. :”
Kitabın en güzel kısımlarından birisi Birader Zachariah’ın, ki Cehennem Makineleri okuyan herkes için o biricik Jem Carstair’imizdir, Tessa Gray ile kavuşmasıdır.
Ayrıca Birader Zachariah ve Jace’in “parabatai”lar üzerine konuşması çok duygulu idi. Jem’in silik izi, parabatai kavramının ne kadar özel olduğu… Jem ve Will’in parabatai bağının ne kadar güçlü, özel ve farklı olduğunu her seferinde daha iyi anlıyoruz. Alec tarafından durum pek öyle olmasa da, Jace parabatai olmak için fazla umarsız oluyor çoğu zaman. Örneğin bu kitapta da, parabatainin aşık olduğu adam kayıp ve ne hâlde olduğu, öldü mü kaldı mı bilinmiyor. Alec de bunu belli edecek şekilde farklı davranıyor. Serinkanlı duruşunun altında endişeden ve üzüntüden bitap düşmüş bir ruh var. Fakat Jace yine kendisine fazla odaklandığı için,
Seri hakkında söyleyeceğim o kadarda çok sey yok malesef. Cassandra kalemine aşık biri olarak o kadar hüsrana uğradım ki.
Beni kitaptan soyutan bir kac şey yazacagim spoi ola bilir bilginize.
Ilk olarak kitapta herkesin bir birinden sakladığı sır var.Parabatai denilen kavram bize muhteşem ötesi bir dostluk vad ediyor. Biri ölürse diğeri yaşayamaz gibi. Şimdi Matthew gözlerinin önünde ölüyor, alkol bağımlısı birine dönüştü. Diyelim ki James bileziğin tesiri altında ya diğerleri?? Ya Cordeliaya ne demeli? Kocasının dostuyla Parisi gidip, orda onunla öpüşmeye kadar getirib sonra bunları yakaladı diye Jamese kızmak nasıl bir yüzsüzlük?? Ya James gelmeseydi???
Ve sonra olarak benim bile çok ağrıma gitti içlerinden biri öldü ve sanki kac yıllık arkadaşları değilde yoldan geçen biri ölmüş gibi davrandılar.
Velhasıl ne arkadaşlıkları, ne ailə bağları, ne de aşkları bana geçmedi. Çok büyük hüsran oldu benim için.
Kitaba, Mekanik Prens kitabında karşımıza çıkan Aloysius Starkweather’ın torununun hikâyesi ile başlıyoruz, daha sonra bu adamın ne kadar önemli birisi olduğunu göreceğiz.
Daha önce iblislerle ilişkiye girmiş ve iblis çiçeği hastalığı kapmış olan Benedict Lightwood, bir solucana dönüşür ve Gabriel Lightwood tarafından katledilir. Böylece Gabriel, Enstitü’de yaşamaya başlar.
Bu kitapta, Ölümcül Oyuncaklar serisinde karşımıza çıkan ve çıkmış birçok olaya, kişiye ve eşyaya değinilmesini seviyorum. Bunlardan ikisine değineceğim.
Magnus’un, Will’e hediye ettiği iblis sensörlü Yakut kolye. Bu kolye Magnus’un Camille’e hediye ettiği fakat ayrıldıktan sonra ona geri iade edilen oldukça pahalı bir kolye. Woolsey bu kolyenin “Enstitüden daha çok para edeceğini” söylüyor.
Will daha sonra bu kolyeyi kardeşi Cecily’e veriyor. Burada kolyenin harika bir yolculuğu var. Cecily, Gabriel Lightwood ile evlenerek Herondale&Lightwood ailelerinin ilişki temelini kuruyor. (Ayrıca Lightwood’ların gelecekteki görünümleri sevgili Cecy ile şekilleniyor diyebiliriz :) Ve bu Yakut kolye senelerce Lightwood ailesi içerisinde aktarılarak en son Isabelle Lightwood’un boynunda kendisine yer buluyor. Bu aslında, Magnus’un Lightwood ailesi ile senelerce süregelen ilişkisinin de güzel bir gösterimi. En sonunda kocası bir Lightwood oldu.
İkincisi ise Zachariah Kardeş. Onu hepimiz tanıyoruz.
Tessa, Mortmain tarafından görevlendirilen Bayan Kara tarafından Enstitü’den kaçırılıyor ve Will ölmekte olan Jem tarafından, onu geri getirmek ile görevlendiriliyor.
Will’in, Jem’in öldüğünü hissettiği ve parabatai mühürünün silindiğini fark ettiği bölüm oldukça kırıcı.
Henry ve Magnus’un birlikte portal oluşturduğu kısım muhtemelen kitapta en sevdiğim kısımdır. İkisi harika bir ikili ve “çılgın bilimadamları”
Serinin en güzel kitabıydı. Sonundaki parabatai sahnesi çok hoş bi ekleme olmuş <3
Spoiler
Keşke Kit ölmeseydi :( Ya da geri dönebilseydi, ne biliyim. Üzdü…
Harriet teyzesini yakın zamanda toprağa vermiş ve cenazesi için tüm parasını heba etmiş olan Tessa, ağabeyi Nathaniel’den gelen mektup ile Londra’ya gelir. Lâkin işleri beklediği gibi gitmez ve Tessa, Kara Kardeşler adındaki iki iblisin eline düşerek yeteneğini kullanmaya zorlanır.
Tessa, herhangi bir eşyasına sahip olduğu kişiye dönüşebilmektedir. Bu kitaba da adını veren Tessa’nın mekanik meleğinin, onu tanıdığımız ilk andan itibaren bizim için ne kadar önemli bir eşya olacağını anlıyoruz. Bir Gölge Avcısı olan Will tarafından kurtarılan Tessa, Enstitü’ye getirilir ve burada geçici olarak konaklamasına izin verilir. Tessa, kitap okumayı oldukça seven hatta okuduğu kitaplar hakkında çok fazla şeyi ezberinde tutan bir kız. Hayatın zorluklarından kaçmak için kitaplara sığınıyor. Fakat artık hayatı hiç olmadığı kadar zor. Cassie’nin daha sonra bir kitap olarak yayınlayacağı Gölge Avcısı’nın El Kitabı ‘na ilk olarak burada değiniliyor. Bir insan olmadığını ve insanlarla birlikte olmadığını öğrenen Tessa’ya, bu kitap okuması için Will tarafından veriliyor. Böylece Tessa, Gölge Avcıları ve Aşağıdünyalılar hakkında bilgi edinmeye başlıyor.
Enstitü’nün başkanı Charlotte ve eşi Henry, parabatai olan Gölge Avcıları Will ve Jem, Jessamine, hizmetci Sophie ile tanışıyoruz.
Mortmain ile konuşan Charlotte, DeQuincey adlı vampirin Yasa’yı çiğneyerek bir otomat ordusu kuracağına inandırılıyor. Geçmişte sevdiği kurt adam, De Quincey tarafından katledildiği için Camille; Gölge Avcıları ile iş birliği yapıyor.
Bu kitapta Magnus Bane, Camille adlı vampir kadın ile birliktelik yaşıyor. Daha doğrusu “öyle düşünüyor”. Camille onu açıkça “aşığı” olarak tanımlayarak, görmezden geliyor. Camille, ikisi de sonsuza kadar yaşayacakları ve Magnus onu sonsuza kadar seveceği için, Magnus’u cepte görüyor. Onu