Paralel

Puan vermedi·687 syf.··
2021 32. kitabı
Konu; "Romanda, parası için bir tefeci kadını öldürmeyi tasarlayan, Saint Petersburg'da yaşayan fakir bir öğrenci olan Rodion Romanoviç Raskolnikov'un manevi ıstırabı, pişmanlığı ve ahlaki ikilemlerine odaklanır. Öldürmeden önce Raskolnikov, parayla kendini yoksulluktan kurtarabileceğine ve büyük işler yapmaya devam edeceğine inanır. Fakat karışıklık, tereddüt ve şans, ahlaki olarak haklı görülen bir öldürme planını bulanıklaştırır." ▫️Raskolnikov maddi yetersizlik yüzünden romanın başında bir cinayet işliyor. Roman, Raskolnikov'un içsel hesaplaşmaları ve polisin katili araması ile ilerliyor. ▫️Klasikleri okumaya İki Şehrin Hikayesi ve Notre Dame'ın Kamburu ile başladığım için Suç ve Ceza çok fazla 'tahlil kitabı' gibi gelmişti. Charles Dickens ve Victor Hugo, karakter bakımından çok çeşitli yazarlar olmalarına rağmen Dostoyevski onlara göre karakterlerin iç dünyalarına daha fazla odaklı bir yazar. ▫️İç dünyalara odaklı bir yazar olarak sadece başrol için değil, tanıttığı bütün karakterler için aynı yazım tarzını devam ettiriyor. Sorgu yargıcının bile olaylara nasıl baktığını detaylı olarak okuyoruz. Dostoyevski tahlil işini o kadar yerinde yapıyor ki, kitabı okurken kendinizi her karakterin yerine koyabiliyorsunuz. ▫️Kitapta bahsedilen Suç ve Ceza kavramları üzerinde internette yeterince değerlendirme var. Benim söyleyeceğim tek şey sondaki şu alıntı; "Onun kendini suçlu bulduğu biricik nokta buydu: Sonuna kadar dayanamamış ve gidip teslim olmuştu." Syf.641 ▫️Bana göre bu cümle bütün o ahlaksal ikilemleri ve pişmanlığını siliyor. Raskolnikov'un düşüncesi bu. Kendi kendisini her dakika yargıladı, çok fazla gitgel yaşadı ama kafasında yapılması gereken doğru işi yaptığına inanıyor. Ona göre de cinayetle ilgili tek pişmanlık da bu olabilir. Bu yüzden çok tutarlı bir
Suç ve CezaFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025194,5bin okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Puan vermedi·656 syf.··
2021 31. kitabı
- Kısaca konu olarak: "Bu dev klasik, 15’inci yüzyıl Paris’inin toplum ve insan arasındaki çatışmalarına, insanların kendileriyle olan iç çatışmalarına ayna tutuyor. Yazar bu çatışmaların sebeplerini inanç, fiziksel engeller, sınıf farklılıkları ve yetişme tarzına bağlıyor. Çirkin ve kambur olan kilise zangocu Quasimodo ile Başrahip Frollo'nun çingene kızı Esmeralda’ya olan aşkları, bu kişilerin ruhlarında oluşan ikilemler..." şeklinde bahsediliyor. - Bu kitap hakkında en sevdiğim şey ismi. Kitap kamburun hayatını anlatmanın çok ötesinde. Paris şehrini sayfalarca detaylarıyla anlatan bir kitaptan bahsediyoruz. Notre Dame katedralini de tabi. O sebeple hikayeden(kamburdan) kopmadan, mekan da belirterek(notre dame) isim vermesi çok hoşuma gitti. Kitap bittiğinde ilk düşündüğüm buydu. Çünkü kitaba başlarken pek araştırma yapmamıştım ve basit olarak Kamburun hayat hikayesini okuyacağımı zannediyordum. - Konuda bahsedilen çatışmalar, inanç, engeller.... bence bu kavramlar tam olarak karakterlere oturtulmuş. Rahip Frollo karakteri topluma örnek olması gerekirken, kıza beslediği duygular ile çığırından çıkan kötü bir karaktere dönüşüyor. - Çirkinliği yüzünden toplumda hor görülen ve sevilmeyen Quasimodo, içinde yaşadığı Notre Dame Kilisesi'nin ruhu olmuş durumda. Karakter, Esmeralda’ya olan aşkı ve Rahip'e olan sadakatinin ikileminde kalsa da iyi tarafımızı temsil ediyor. - Quasimodo'nun çirkinliğine karşın Esmeralda'nın gönlünde olan yakışıklı Yüzbaşı Phoebus'un karakterini az çok tahmin edersiniz. Hugo, ön yargıları bir kenara bırakarak güzel olanın her zaman iyi olmayacağını anlatıyor. - Paris şehrini detaylarıyla anlatması konusuna dönersek zevkle okuduğum sayfalardı. Mimar olmasam bu kadar dikkatimi çeker miydi bilmiyorum, sıkıcı bulanlar olabilir. Hem Paris, hem
Notre-Dame'ın KamburuVictor Hugo · Can Yayınları · 201842,2bin okunma
Puan vermedi·464 syf.··
2021 30. kitabı
- Kısaca, bilinen konusu; "Suçsuz yere Paris'teki bir hapishanede 18 yılını geçirdikten sonra, eski bir dostunun yardımı ile kurtulan Dr. Manette'in tesadüfen Londra'ya dönüşü sırasında tanıştıkları bir Fransız olan Charles Darnay ile kızının yapacakları evlilik ve bunun ardından meydana gelen Fransız İhtilali'nin hayatlarına etkileri anlatılır." - Bu kitap, zamanında 31hafta boyunca, bölüm bölüm yayınlanmış. - İlk 150 sayfa akıcılığı konusunda biraz zorlandım. Başlık değiştiğinde konu ve mekan tamamen değişip, bambaşka bir karakter tanıtmaya başladığı oluyor Dickens'ın. Dikkat gerektiren bir kitap ama en güzel kısmı, finalde hiçbir olayın havada kalmaması. - Kitapta Fransız İhtilali'nin izleri çok çarpıcı bir şekilde anlatılmış. Şahsen okurken o havayı çok hissettim. İlk aşamada ne kadar zorlansam da yazarın anlatım dili sayesinde her bölümde olayları yerinde takip ediyormuş gibi hissettim. - Öncelikle asıl hikaye bu çevrede dönse de kitap Dr. Manette'in ailesi ile sınırlı değil. İhtilal sadece bu aileyi de kapsamıyor. İnsana dair bütün duyguları, aileyi ve dostluğu da anlatmış -tabi bunun aksi olarak kötü karakterleri de unutmamış.- - Yazar, halkın öfkesini, yöneticilerin tavrını, hapishanelerin ve mahkemelerin durumunu çok gerçekçi yansıtarak bununla da kalmayıp çok etkileyici bir son yazmış. -Gerçekçilikten kastım, devrimcilerin acımasızlığının yaşadıkları haksızlıklardan doğmuş olması ve gücü eline alanın hak hukuk tanımadan, suçlu suçsuz demeden yargılamaya başlaması. Tabi böyle olunca kurunun yanında yaş da yanıyor. Günümüzde de çok farklı değil bu durum. - Sonu etkileyiciydi.
İki Şehrin HikâyesiCharles Dickens · Can Yayınları · 202376,7bin okunma