"Sence olağanüstü olmaz mıydı," dedi, "insanın her şeyi anlatabileceği bir kişinin olması?" Öne eğildi, fincanını bıraktı, ama kaşığıyla fincan tabağına dokunarak öne eğik kaldı. Başını kaldırıp baktı: "Yoksa, çocukça mı davranıyorum? Böyle bir şey istemek saçmalık mı? Gene de," gülümseyerek geriye yaslandı, "çocukça da olsa - ne olağanüstü olurdu - bu kimseden, bu biricik kimseden hiçbir şey saklamak zorunda olmadığını duyumsamak. Ne olağanüstü bir mutluluk olurdu bu!" diye bağırdı bir-den. Ayağa kalktı, pencerenin yanına gitti, belirsizce dışarıya baktı, sonra gene arkasına döndü. Güldü, "Tuhaf şey," dedi, pencerenin yanına gitti, belirsizce dışarıya baktı, sonra gene arkasına döndü. Güldü, "Tuhaf şey," dedi, "ben her zaman olasılığa inanmışımdır - buna karşın - gerçeğe de inanmışımdır...
“Uğraşıyorum, elimden geldiğince uğraşıyorum - bir giz var, hep tek bir giz - hiçbir zaman söylenmeyen - eğlendiriyor bu beni."