Eve para getiren erkekleri bilirdi o. "Koca dediğin adamın gönlünü hoş tutmalı." Böyle diyordu ona kocasının niçin dükkânın işlerinde yardımcı olmadığını soranlara. "Akşamları dükkânı kapatıp yorgun argın eve gittiğimde bana hayatı kim sevdirecek?" diyordu. "Eve aldığı birkaç parça eşyanın bekçiliğini yapmadım diye bana çatacak adam değil, felsefeye ihtiyacım var benim, ya, felsefeye. Benim kocam bana Hindistan'ı anlatır, oranın değişik inanışlarını anlatır. Hanginizin kocası Hint felsefesinden anlıyor ve güzel keman çalıyor?" diye hasetten çatlatıyordu alt kat kiracısının şom ağızlı karısını.
Istasyon boş. Sabah. Hava soğuk. Üşüyor Tante Rosa. Elinde bir mektup. Yanında sandığı. Sizlerle Başbaşa dergisinde İngiltere'den yollanmış bir ilan okumuştu bir ay önce: "Çiftlikte geçen yalnız günlerimi sevgisiyle paylaşacak bir kadına..." Sevgi sözcüğü bir kadına her zaman bir şeyler anlatır.
Bir elmanın bir meyve olduğu, bir babanın baba, bir sava şınsavaş olduğu, bir gerçeğin gerçek olduğu, bir yalanın yalan olduğu, bir aşkın aşk olduğu, bir bıkmanın bıkma olduğu, bir başkaldırmanın başkaldırma olduğu, bir sessizliğin bir sessizlik olduğu, bir haksızlığın bir haksızlık olduğu, bir düzenin bir düzen ve bir evliliğin bir evlilik olduğu, olacağı günler gelecekti, inanıyordu Tante Rosa. Bir ilandan bir evlilik çıkabileceğine inanıyordu, o daha aptaldı.