Toplum bilimcilerin gayreti, haddi hesabı olmayan burslar, araştırmaya harcanan onca zamanı düşündüğümüzde, vergisini ödeyen halkın bundan karşılığını alıp almadığını bilmemiz gerekiyor.
Kanun icracılarının karşılaştığı sorun HBO’nun olağanüstü draması The Wire’da gösterildi. Polisseniz, uyuşturucuya ilişkin yasalarla ilgili şöyle bir problem olabilir: Uyuşturucu kullanıldığını görüyorsanız, insanlar da sizin uyuşturucu kullanıldığını gördüğünüzü görüyorsa, yasaları da uygulamıyorsanız, o zaman yasaları uygulamadığınıza tanık olan insanlar sorun olurlar. İlke olarak bu şu anlama gelir: Daha önemli meselelere odaklanmak yerine, bütün zamanınızı önemsiz baskınlarda tüketebilirsiniz. Dramadaki önemli karakterlerden biri olan Bunny Colvin, alkol bağlamında bu sorundan güzel cümlelerle söz eder. Sözlerini uzun uzadıya burada alıntılıyorum; çünkü fikrin özünü çok hoş bir şekilde yakalamış. Colvin, Baltimore polisinin odasında, cahil olmanın önemini açıklıyor:
“Zamanın şafağında eskiden, bu mıntıkada kente ait, destansı büyüklükte bir ikilem yaşanmıştı. Belediye meclisi halka açık yerlerde alkol tüketimini yasaklayan bir yasa geçirmişti. Köşebaşlarında, sokaklarda…yasa yasadır. Peki devriye gezen Batılı polisler ne yapacaklardı? High Life yudumlayan bütün ahbapları tutuklasalardı polis gerektiren diğer işleri yapmaya zamanları kalmazdı. Başlarını çevirip geçseler, bu sefer, her türlü saygısız tavra, kendilerine karşı böbürlenmelere izin vermiş olacaklardı. Bu benim zamanımdan önce olmuştu; 50 ve 60’lı yıllarda, ucuz bir dükkandan çıkmış, ismi cismi bilinmeyen bir sigara otlakçısı, köşeyi döndüğü anda biraz önce satın almış olduğu dut suyunu kese kağıdına koyunca, dahiyane bir ana imzasını atmış oldu. O küçük buruşuk kese kağıdı sokak çocuklarına içkilerini huzur içinde içme fırsatı verdi, biz polislere de gidip görevimizi yapma izni.”
Colvin, bu basit fikri kendi bölgesindeki uyuşturucuyla mücadeleye uyarlar ve polislerin uyuşturucu satıcıları ve
Bolivar’ın hiçbir biyografisinde kabızlık çektiğini okuyamazsınız. Ben onu doktor Reverend’de buldum, ama şöyle bir geçerken yazmış sadece. Kronik kabızlık için bir kaşık bilmediğim bir karışımdan ve bazı haplar verdiklerinden söz ediyor. Kronik kabızlık dediğinizde zaten adamın karakterini tanıyorsunuz. O yüzden dünyanın iyi sıçanlar ve kötü sıçanlar diye bölündüğünü söyledim.
Vurguladığınız gibi, Yüzyıllık Yalnızlık hakkında tonlarca yazı çıktı. Bunların içinde aptalca saptamalar olduğu gibi, önemli şeyler ve bunların sonuçları da var. Fakat kitabı yazarken kendimin ilgilendiği yön üzerine hiç kimsenin yazdığını görmedim; bu da yalnızlığın dayanışmanın zıddı olduğu fikriydi. Bence kitabın özü burada yatıyor. Buendias’ın hayal kırıklığını, etraflarındaki insanların ve Macondo’nun uyandırdığı hayal kırıklıklarını birer birer bununla açıklayabiliriz. Ben burada bir siyasal anlayış yattığına inanıyorum: Dayanışmanın zıddı olarak yalnızlık siyasal bir kavramdır. Önemli de bir kavramdır. Hiç kimse bunu görmedi ya da hiç kimse bundan bahsetmedi diyeyim.
The result of the normalization of pornography in the 1980s and 1990s, through the cult of Madonna and the Internet, is that the image of what is beautiful for young women and girls has become inextricably intertwined with the sex industry. Looking like Madonna has morphed in the twenty-first century into looking like Britney Spears but the impulse, to represent prostitution, is the same. On the catwalk the values and practices of prostitution and pornography now dominate. Male designers are selling the look of sadomasochist prostitution in particular, to the rich and fashionable. In the next chapter I take a critical look at what passes for fashion and the men who create it.