Trafik yoğunluğuna bakmak için telefonumu elime aldığımda Levent'teki İş Kuleleri'nden çıkmıştım. Yorucu bir iş gününün ardından eve varmak için katetmem gereken onca yolu düşünmek bile istemiyordum. Önce bir taksi çevirdim. Kullandığım uygulama Fatih Sultan Mehmet Köprüsü istikametini nispeten boş gösteriyordu.
Her zamanki gibi taksinin ön koltuğuna oturdum ve - "Beşiktaş'a" dedim. Emniyet kemerimi takarken şoför taksimetreyi sıfırladı. Radyoda Neşet Ertaş, "Cahildim dünyanın rengine kandım" diyordu.
Taksiye binmeden trafik yoğunluğuna baktığım için şoförün önereceği istikametlere kanmayacaktım. Derken şoför beklediğimi yaptı, - "Ulus üzerinden gidelim. Bu saatte o yönde çok trafik yoktur." dedi. Yine kıramadım. Kendimi hazırlamış olmama rağmen yine kandım. - "Olur", dedim. Ne de olsa acelem yoktu, yolu uzatabilirdik.
Birden aklıma bugün annemin doğum günü olduğu geldi. Ne yapacağımı şaşırmış bir şekilde; - "Yok abi yok, Zincirlikuyu istikametinden gidelim. Daha vapurla karşıya geçip, Harem'den İzmit'e gideceğim" dedim. Bu fevri davranışım karşısında şoför fazladan kazanacağı paranın acısını yaşarcasına iç çekmekle yetindi.
Büyükdere Caddesi'ne çıkana kadar ışıklarda dur kalk yaparak ilerliyorduk. Elinde meşe palamudu olan bir sincap gibi, birkaç adım atıyor, durup yemişi kemirdikten sonra tekrar hareket ediyorduk.
Yavaş ilerlediğimiz için yol kenarındaki billboardlarla olması gerekenden daha fazla muhatap oluyordum. Geçen sefer gördüğüm Jolly Joker'da sahne alacak şarkıcıların boy boy resimlerinin yerini yakın zamanda yapılacak olan yerel seçimlerde aday olan siyasilerin resimleri almıştı. Yer yer arada kalmış afişlerde ise, buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi gibi beyaz eşyalara ait reklamlar göze çarpıyordu.
Radyoda en iç karartıcı, en efkarlı