- Hassan... Seni bekliyordum.
- Beni mi bekliyordun?
- Ölümüme şahit olman için.
- Neden ben? Ben ölümden çok korkarım...
- Kesinlikle. Anne karnında karanlıktaki bebeğe denseydi ki: "Dışarıda aydınlık bir dünya var, yüksek dağlarla dolu, büyük denizleri olan, dalgalanan düzlükleri olan, çiçekleri açmış güzel bahçeleri olan, dereleri olan, yıldızlarla dolu bir gökyüzü ve alevli güneşi olan... Ve sen, bu mucizelerle yüzleşmek yerine, karanlıkla çevrilmiş oturuyorsun..." Doğmamış çocuk, bu mucizeler hakkında hiçbir şey bilmediği için hiçbirine inanmayacaktır. Tıpkı ölümü karşılarken bizim gibi. İşte bu yüzden korkarız.
- Ölüm her şeyin sonu olduğu için, içinde ışık barındırmaz.
- Ölüm nasıl olur da başlangıcı olmayan bir şeyin sonu olur? Hassan, oğlum, benim düğün gecemde mutsuz olma.
- Düğün gecen mi?
- Evet. Sonsuzlukla olan evliliğimin. Artık zamanı geldi. Beni yalnız bırak. Daha sonra vücudumu kumla kapatmak için gel.
Bab'Aziz