Tutsaklık, bomboş bir odada temel ihtiyaçlar dışında bir uğraş veya eşya bulunmayan bir oda olduğu gibi aylarca bir insanla bile konuşmadan olabiliyor. Hatta bence bir insanla bile konuşmanın kısıtlanması ve kendi başına bırakılman tutsaklığın başında geliyor.
Kendi başına bırakılınca insan tüm hayatını hatırlayabilecek zamana sahiptir. Karakter ise yürüttüğü bir kitapla satrancı öğrenir ve kendi adına büyük bir deliliğe adım atar. Kendi içinde ikiye bölünmüş karaktere sahip insan aslında otuz voltluk bir ampule elli volt yüklemişçesine beynin kapasitesini aşar.
Son anda serbest bırakılan karakter dış dünyaya adapte olur ve deliliğin kıyısından döner. Ta ki gemi yolculuğunda korkulu rüyası o oyunun maçına denk gelene kadar...