PİRAYE
CANAN TAN
Piraye, üniversiteye başlar, Marmara Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesine.
Umarsız bir boyun eğişle yürümeye zorlandığı, son derece yavan, çorak gibi görünen bu yolun başında, ilk adımını atmaya başlarken, kendi seçtiği yolda yürüyor olsaydı, bu heyecana bambaşka coşkular eşlik ederdi şüphesiz.
Toplum içinde saygın bir yere sahip, örnek insan, yirmi beş yılık diş doktoru bir baba, kızının konservatuarın tiyatro bölümüne gitmesini nasıl kabul edebilirdi ki?
Piraye’nin okulda birkaç arkadaşı olur ama kişilik olarak ters düştüğü için hiçbirinle yola devam etmez. Ama Haşim Bey, Diyarbakırlı Ağa oğlu Haşim onun kalbini çalar ve onunla nişanlanır.
Evlenmeye karar verirler. Ama Piraye’nin kafası çok karışıktır. Diyarbakır’ı düşünür. İstanbul’dan sonra oralarda nasıl yaşayacağını bilemez. Ona ters düşen Diyarbakır değildir aslında, Diyarbakır konaklarına gelin olmak. Ağalığa, beyliği kulaklarını tıkamış, halktan yana, özgürlük aşığı, yüzü insana dönük: ama deneyimsiz, toy, gencecik bir kız olmasıdır.
Diyarbakır’da hem de Konak’ta yaşamaya başlarlar. Hamile kalır, bir kızı olur; Dicle. Haşim çok mutludur. Ama ailesi oğlan çocuk istemektedir. Bu yüzden ailesi ona oğlan çocuk verecek köyden bir kız seçer, yani kuma. Ve Haşim onunla evlenmek zorunda kalır. Bir çocukları meydana gelir, kız ve sakat doğar çocuk.
Piraye artık kararını vermiştir, bu durumu kabul edebilecek karakterde asla değildir. Haşim’le araları açılır. İstanbul’a taşınır. Bir gün Haşim ansızın onu ziyarete gelir ve Piraye ayağa kalktığı zaman “Sen hamilesin” der. Evet, Piraye hamiledir, ona hem de oğlan diye söyler. Haşim çok sevinir, tekrar, yeniden, sıfırdan başlamalarını önerir. Ama Piraye kabul etmez. Bunun üzerine Haşim üzgün bir şekilde evden çıkar gider.
Gider, gider ama bir