Türkan Şen

Türkan Şen
*En kısıtlı yaşam koşullarında mutlu ve bağımsız olmak... *Kendine yetme, yani kişinin mutluluk için gerekli her şeyi içinde taşıyabilmesi... *Uzlaşımsal değerlere meydan okumak... Diyojen - Riogenes (Kinik filozof)
Yüzünü bir duvar olarak düşündüğü her seferinde aynı gurur kaplıyor içini, seviniyor mu, üzülüyor mu, kahır mı çekiyor, kızgın mı, öfkeli mi, belli değil. Bilinmeyen, anlaşılmayan, tanınmayan, akılda kalmayan silik yüzlerden onunki...
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi
995 Km. MURATHAN MUNGAN ____Murathan Mungan'ın "Kara polisiye" diye adlandırılan kitabını okudum, fakat kitap beni hayal kırıklığına uğrattı. ____Kısaca yorum yapmak gerekirse: Romanın kahramanı bir "Katil". Görevi "Cihadın Askerleri" adına Saim Baran'ı öldürmek. Saim Baran'la otel lobisinde buluşurlar ve dışarı çıkmaya karar verirler, böylece onu istediği yere götürür ve orada 3 kurşunla öldürür. Sonra da kararlaştırıldığı gibi hızla oradan kaçar ve yirmi dakika sonra Diyarbakır'dan Antep'e yol alan bir otobüsün içinde cam kenarında sessiz sedasız oturur ve pencereden dışarı bakar. ____Her şey kararlaştırıldığı gibi olmuştur. "Rabbim şükürler olsun ki 41'i tamam ettim," der içinden. "41 kere maşallah!" Saim Baran, nihai davası uğruna öldürdüğü 41. kişiydi. "Rabbim 99 adını nasip et bana," der. "Şahadet şerbeti içine kadar Hak yoluna 99 kurban vereyim!" ____Bulunduğu yerden Alanya'ya gitmek için 995 km. yol yapması gerekir. Yolda molalarla takip edilip edilmediğini anlamak için de fazlasıyla dikkatli olması lazımdır. Kitabın başından hemen hemen sonuna kadar yoldaki gözlemlerini ve örgüt hakkında, örgütteki kişiler hakkında düşündüklerini anlatır. ____Daha sonra gazetece bir grubun hikâyesine geçilir. ____Katil kahramanımız sonunda son durağı Alanya'ya gelir, onun için tahsis edilen eve yerleşir. Oradaki camiye sabah namazı için gider... Sonra, sonra ne mi olur?
995 kmMurathan Mungan · Metis Yayınları · 20231,527 okunma
Puan vermedi
FAKİR BAYKURT YAYLA Fakir Baykurt bu romanında, memur zihniyetini benimseyip, kalıpların dışına çıkmayan insanları eleştiriyor. Daha doğrusu, bu tip insanlardan yola çıkarak, sağlık sorunları başta olmak üzere memleketin pek çok sorununu tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Morsay Yaylası; eşsiz doğal güzelliği, tertemiz havası ve çeşit çeşit bitkileriyle, Ballıdere köyünün cennetidir Morsay Yaylası. Yaz gelince köyün bir kısmı buraya göçer. Onlardan biri de Çakır Hasan’dır. Karısını, gelinini ve üç torununu takıp peşine, göçer gelir yaylaya. Bir çadıra sığışmak zordur ama biraz mecburiyetten, biraz da burada şifa bulduklarına inandıklarından, geçemezler bu mevsimlik göçten. Günlerden bir gün bir kazı ekibi gelir Morsay Yaylası’na. Anlarlar o zaman doğası kadar tarihinin de zengin olduğunu bu yörenin. Ne var ki, bu güzel tablo, Çakır Hasan’ın güzeller güzeli torunu Gülcan hastalanınca paslanıverir. Bildikleri her yolu denerler iyi olması için. Kazı ekibindekiler ise ellerinden gelen yardımı yaparlar. Lakin Gülcan bir türlü iyileşmez. Hastaneye yetiştirilmesi gerekmektedir tez elden. Çakır Hasan’ın torunu Gülcan bütün gayretlerine rağmen iyileşecek mi?
YaylaFakir Baykurt · Literatür Yayıncılık · 2011323 okunma
Ya devlet başa ya kuzgun leşe dünyası bu. Kaplanın sırtındayken her buyruğuna uyan o büyük güce egemensin, güçlüsün, mutlusun; ne var ki sırtından indiğin anda o kaplan seni pençesine düşmüş zavallı bir gazal gibi parçalar, hiç duraksamaz. Kaplanla birlikte yaşamanın tek koşulu onun efendisi olmaktır; ya da kurban.
ALINTI “Vehm-i Hümayun” sözü tabiatıyla hoşuma gitmiyorsa da, babamı yazacak olanlardan övücü şiirler değil, tarih beklediğimden ve bu da maalesef hakikat olduğundan, kabule mecburum. II. Abdülhamit’in oğlu Şehzade Abid Efendi.