*En kısıtlı yaşam koşullarında mutlu ve bağımsız olmak...
*Kendine yetme, yani kişinin mutluluk için gerekli her şeyi içinde taşıyabilmesi...
*Uzlaşımsal değerlere meydan okumak...
Diyojen - Riogenes (Kinik filozof)
Matmazel Noraliya'nın Koltuğu,
Şimşek,
Bir Akşamdı,
Yalnızız
ve Dokuzuncu Hariciye Koğuşu
Peyami Safa'nın şimdiye kadar okuduğum kitapları.
Hepsi de birbirinden güzel, eşsiz kitaplar.
Romanın baş kahramanı 15 yaşındaki bir hasta çocuktur ve çocuğun adı hiçbir zaman kitabın herhangi bir yerinde geçmez. Çocuk 7 yıldır çekmiş olduğu "Kemik Veremi" hastalığı ile mücadele
etmektedir, çok acı çekmektedir. Yazar gencin çektiği acıları ve yalnızlığını, yaşadığı aşk acısıyla harmanlayarak ele almıştır.
Bu eser aynı zamanda otobiyografidir. Peyami Safa'nın küçük yaşta "Kemik Veremi" hastalığına yakalanması ve romandaki karaktere isim vermemesi bu ihtimali güçlü kılar. Aşağıdaki alıntılar
bunu destekler niteliktedir.
"Büyük bir hastalık geçirmeyenler, her şeyi anladıklarını iddia edemezler."
"İki hasta kadar birbirine yakın hiç kimse yoktur."
"Hasta olmayanlar bizi ne kadar az anlayacaklar!"
Kitapta bol miktarda farsça kelime geçmektedir ve anlamları sayfanın altında dipnot olarak verilmiştir.
Roman; doğu-batı, madde-mana, ruh-beden, idealizm-materyalizm gibi ikilemler üzerinde durarak,
sıra dışı kurgusu ve bir üst kurmaca metin olarak kendine yer bulan, baş kahramanı Samim'in "hayal ülkesi". Hayal Ülke-İdeal Toplum kavramı, ütopya ülkesi Simeranya ile 150 yıl sonraki
dünyayı tasavur etmesi.
Samim; aşık. Çocuğu yaşındaki Meral'e. Belki de çocuğu (O da bir muamma.) Zira Meral doğmadan evvel Samim,
Meral'in evli olan annesi ile de ilişki yaşamıştır. Bu konu kitapta havada bırakıldığı ve cevaplanmadığı
için şüphe ve gerginlik kitabın son sayfasına kadar içimizden çıkmaz.
Üç genç kız, üçü de sosyal benlikleri ile biyolojik benlikleri arasındaki çatışmaların kurbanıdır.
Feriha, okul sıralarından barlara düşer ve altmış beş yaşında bir ihtiyarla Paris'e kaçarak, orada parlak bir görünüş altında bayağı bir hayat sürer.
Meral, onun yaşayışına imrenerek, bir cennet gibi tasarladığı Paris'e gitmek için ailesinin şerifini bir yana iter, garsoniyerlere düşer.
Selmin, bunların davranışını çirkin bulmakla beraber annesiyle dayılarını arzularına uydurmak için dolaplar
çevirir.
Romanda aynı evde yaşadıkları halde birbirlerinden oldukça farklı mizaç, düşünce ve insan ilişkilerine sahip
aile fertleri üzerinden ruhunu arayan bir toplum anlatılır.
Yalnızız, herkes yalnız, yalnızız.