İzlediğimiz filmlerdeki cesur, enerji dolu halleriyle, haylazlıklarıyla aklımızda çoğumuzun Peter Pan. Kaptan Kanca'ya korkusuzca baş kaldırırdı. Onun geceleri sarsıcı kabuslar görüp ağlayarak uyanan halini bu kitabı okuyuncaya kadar tahmin edemezdim.
"Sanırım tiktaklayan timsah gibi değil mi? Zaman hepimizi kovalıyor."
Fotoğraflarda gördüğünüz oyuncak bebeğine sarılıp gülümseyen küçük kız, hala aynı kişi mi? Muhtemelen, hayır.
Yaşadıkça biz zaman öldürürüz, zaman da bizi öldürür. Peter'ın hayatında ilk defa gerçekten korktuğu anın, Wendy'nin bir yetişkin olduğunu görmek üzere olduğu an olmasını anlayabiliyorum. Ondan ışığı açmasını isteyememesini... Büyümeyeceğine söz veren o küçük kız artık gitmişti.
Wendy'nin öpücük ne demek bilmeyen Peter'a, bunu öğretmeye çalıştığı kısmı çok tatlı bulmuştum. Küçüklüğümde annem dikiş yaparken gördüğüm minik metal parçasının, yüksük, ismini de öğrenmeme sebep oldu. Peter yüzünden yaşadıkları ufak yanlış anlaşılmalar sonucunda yüksük vermek onlar için öpücük vermek anlamına geliyordu.
Fakat her şeye rağmen Peter Wendy'nin ona karşı hislerini hiçbir zaman anlayamadı.
Wendy yetişkinliğe adım attıkça Peter'ın gerçekliğini sorgulamaya başladı. Peter da verdiği sözü tutamayıp, her yıl Wendy'i Hiçbiryere götüremedi. Orada zaman kavramı farklı olduğundan aradan yıllar geçtiğini fark etmedi bile.
"Peter," dedi tereddütle, "seninle uçmamı mı istiyorsun?"
"Tabii ki, o yüzden geldim." Biraz sert bir sesle, "Bahar temizliği zamanı geldi, unuttun mu?" diye ekledi.
Birçok bahar temizliğini atladığını söylemenin faydası olmayacağını biliyordu Wendy.
"Ben gelemem," dedi özür diler gibi. "Uçmayı unuttum."
Beni asıl etkileyen bir peri olan Tink'in Peter'a hissettikleriydi. Korsanların zehir kattığı ilacı Peter'ı kurtarmak için hiç düşünmeden