Ailede duygusal gerilim yükseldiğinde, yetersiz iletişimin suçunu çoğumuz diğer kişiyi atarız. Sağır, inatçı, deli, umutsuz, çaresiz, kırılgan ya da sabit fikirli olan hep anne/baba/kardeştir. Konuşmamızı ya da ilişkinin değişmesini engelleyenin, diğer kişi olduğunu düşünürüz. Yakındığımız etkileşimdeki kendi rolümüzü ve böylece, değişim yaratma gücümüzü inkar ederiz.
İskender Pala’nın Efendimizi bir bülbülün dilenden anlattığı roman. Siyer kitaplarının gerçekçi anlatılması ve net bir dille yazılması taraftarıyım fakat bu eser daha duygusal açıdan kalplerimize dokunuyor. Eğer siyer kitaplarından Hz Muhammed’i (sav) okuduysanız, bu kitabı da okumanızı tavsiye ederim. Kitap bölümlerden oluşuyor ve kronolojik sıraya göre ilerliyor. Her bölümün başında divan edebiyatından beyitlere (naat) yer verilmiş ki bu benim kitapta en sevdiğim şeylerden biri oldu. Ayrıca bölümler de bazı sahabilere atfedilmiş. Böylece okurken sahabilerin örnek yaşamlarından da dersler çıkarabiliyoruz. Kitapta bazı ayetlere yer verilmiş ve kaynakçasından hangi surede geçtiğine bakılabiliyor. Bazı ayetlerin indiriliş sebeplerini de kitaptan öğrenmiş oldum.
İskender Pala bize bülbülün dilinden “sevmeyi” aktarıyor aslında. Kitabın amacı saf bilgi vermek değil sanki Efendimizi nasıl seveceğimizi göstermek, bu sevgiyi örnek alarak yaşamımıza aktarmak.
Yazarın birçok kitabını okudum. İskender Pala hakkındaki genel eleştiri tarihi şahsiyetlerin biyografilerini romanlaştırmasından kaynaklanıyor diye düşünüyorum. İşin içine tarih girdiğinde gerçekleri okumak istiyoruz fakat İskender Pala’nın aslında bizlere vermek istediği mesajın daha anlamlı olduğunu fark ettim bu kitapla ve saygım arttı diyebilirim.
Ramazan ayının manevi atmosferinde okudum ve bitmesini istemediğim bir kitaptı. Teşekkürler İskender Pala