Pebble

Pebble
witness of the earth good vibes only. insanı insan yapan kitaplardır.

Pebble

, bir kitap okudu
Puan vermedi·80 syf.··
2023 47. kitabı
Kolektif
0/10 · 4 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·96 syf.··
2022 192. kitabı
Türküler genellikle bir olay, bir arzu veya bir heyecan üzerine doğarlar. Başlangıçta, sahibi belli ürünlerdir. Ancak zamanla, türkünün asıl sahipleri unutulur ve sonraki kuşaklar tarafından, halkın dilinde dolaşa dolaşa farklı coğrafyalara yayılır; böylelikle de anonimleşirler. Önceleri yerel nitelik gösteren türküler, zamanla millî kimliğe bürünürler. Türkülerin anonimleşmesinde, daha çok göçler, kervanlar, askerî sevkler, gurbete iş için gidişler, gezgin halk şairlerinin faaliyetleri rol oynar. Yayılma sırasında, türkülerin sözlerinde ve ezgilerinde de bazı değişiklikler olur. Kimi zaman bu değişiklikler türküyü tanınmayacak hâle getirebilir. Türkülerin bu derece çeşitlenmesinin asıl nedeni kişilerin yetenekleridir. Kaynak kişiler, ezgilerin yapısında önemli ölçüde değişiklik yapabildiği gibi, bu değişikliği türkülerin sözlerinde de yapabilirler. Türk edebiyatının sözlü geleneğinde, bir ezgi ile söylenen halk şiirinin her çeşidini göstermek için en çok kullanılan ad “türkü“dür. Özel durumlarda ya da ezginin, sözlerin çeşitlenmesinde “ninni, ağıt, deyiş, hava” adları da kullanılır. Türkü, bir halk edebiyatı nazım şekli ve türüdür. Ezgisi yönüyle diğer halk şiiri türlerinden ayrılır. Türkler genellikle anonimdir. İsimleri bilinen saz şairlerinin söyledikleri de giderek halka mal olmuştur. İlk türkü söyleme, “türkü yakmak” diye anılır. Türkü adı, Türk sözcüğüne Arapça “ı” eki eklenerek ortaya çıkmıştır. “Türk’e özgü” anlamına gelir. Türkü, Türk halk şiirinin en eski türlerindendir. Bu kelime, ilk defa XV. yüzyılda Doğu Türkleri tarafından kullanılmıştır. Türküler genellikle hece vezninin 7, 8 ve 11’li kalıplarıyla ve kıtalar hâlinde söylenir.
Türkü
Türkülerden SeçmelerBekir Aktan · İskele Yayıncılık · 200739 okunma
Puan vermedi·117 syf.··
2023 46. kitabı
Servet-i Fünun dönemi şairlerinden İsmail SAFA’nın oğludur. Hastalık ve savaşın yol açtığı maddî sıkıntılar dolayısıyla öğrenimini sürdüremedi. Hayatını kazanmak ve annesine bakmak için Vefa İdadisi’ndeki öğrenimini yarıda bıraktı. 1918 yılında ağabeyi İlhami SAFA’nın isteğine uyarak, “20. Asır” adlı akşam gazetesinde “Asrın Hikâyeleri” başlığı altında yazdığı öykülerle gazetecilik yaşamına başladı. 1921’de Son Telgraf gazetesi, sonra da Tasvir-i Efkâr’da çalıştı. Daha sonra Cumhuriyet gazetesine geçti. 1960’lı yıllara kadar başta Milliyet olmak üzere birçok gazete ve dergide yazdı. 1961’de Erzurum’da yedek subaylığını yapmakta olan oğlu Begüm’ün ölümü üzerine büyük bir sarsıntı geçiren Peyami SAFA, iki-üç ay sonra İstanbul’da vefat etti. Servet-i Fünun dönemi şairlerinden İsmail SAFA’nın oğlu olan Peyami SAFA, 1899’da İstanbul’da doğdu. Sivas’a sürgüne gönderilen babasını iki yaşında kaybeden SAFA, dokuz yaşında tutulduğu kemik hastalığı ve maddi sıkıntılar yüzünden düzenli bir eğitim göremedi. Vefa Lisesi’ni yarıda bırakmak zorunda kalan yazar, önce Keaton Matbaası’nda daha sonra da açılan sınavı kazanarak Posta ve Telgraf Nezareti’nde 1914 yılına kadar memur olarak çalıştı. 1914-1918 yılları arasında, Boğaziçi’ndeki Rehber-i İttihat Mektebi’nde öğretmenlik yaptı. Öğretmenlik yaptığı yıllarda kendi çabalarıyla Fransızca öğrendi. 1918’de öğretmenlikten ayrılarak, ağabeyi İlhami SAFA ile çıkardıkları Yirminci Asır Gazetesi’nde “Asrın Hikâyeleri” adlı öyküleriyle kırk üç yıl sürecek olan gazetecilik ve yazı hayatına ilk adımını atmış oldu. 1921’de Son Telgraf Gazetesi’nde daha sonra da Tasvir-i Efkâr’da yazdı.
Havaya Uçan At
Havaya Uçan AtPeyami Safa · Akvaryum Yayınları · 2012526 okunma
Puan vermedi·96 syf.··
2023 45. kitabı
İnanıyoruz ki, hepiniz sözü Türk edebiyatının en eski ürünlerinden biri olan manileri şu ya da bu şekilde dinlemişsinizdır. Kiminizin kulağında belki hâlâ daha beşikteyken annenizin söylediği manilerin ya da ninnilerin sesi vardır. Kiminizin belleğinde hâlâ dedenizin ya da ninenizin uzun kış gecelerinde anlattıkları masal ya da öyküleri süsleyen manilerinden izler vardır. Anadolu’nun her köşesinde bugün bile söylenegelen Türk edebiyatının bu ölmez ürünleri, gelecek kuşaklara da coşku ve güzel duygular kazandırmayı sürdürecektir. “Mani” kelimesini nereden doğduğu tam olarak bilinmemekle beraber, eski Türkçede “mahnı” sözcüğünden türediği ya da Arapça’daki “mana” kelimesinin bozulması ile ortaya çıktığı kabul edilir. Maniler, çoğunlukla dörder düzenli küçük şiirlerdir. Manilerde dizeler yedişer hecelidir; ancak bazı maniler de dört, beş, sekiz ya da on birli hece ölçüsüyle söylenmiştir. Uyak düzeni “a a b a”dır, yani ilk iki dizeyle son dize birbiriyle uyaklı, üçüncü dize serbesttir. Manide anlatılmak istenen konu ve düşünce, son iki dizededir. İlk iki dize ise uyağı sağlamak için kullanılır. Manilerde çoğu kez konu ve tema aşktır. Bazı manilerde birinci mısra öbür mısralara nazaran daha kısadır. Bu bir hazırlık mısrasıdır; “ayak” adını alır. Böyle manilere “ayaklı” ya da “cinaslı” mani denir. Cinas, söylenişleri aynı, anlamları farklı olan sözlerdeki sanata denir. Bu tip sözler yapılan uyağa, cinaslı uyak denir. Bu sanata da cinas sanatı denir.
Türk Manileri
Türk Manilerinden SeçmelerErdal Çakıcıoğlu · Akvaryum Yayınları · 20124 okunma