En derinden hisettim hislerim savrulurken dahil
Sana ne yaşattılar peki nedir bu gözlerinin hali neden canından can aldıklarında bile ağlamadın Bu kadar mı kayıptın kendinde ellerim ellerine can olsun o sarsılmaz duvarların ardında kim bilir neler vardır derdim hep kaçardım kendimden durdum sonra duvarlar üstüme yıkıldı anladım tek damla göz yaşın dahi düşse hepsi birer birer devrilecekti nefes alamadın göz yaşı dökmedin seni sen öldürmek istedin her gün daha da ağırlaştı ama izin veremedim buna debelendim durdum korktum da kendimden çok korktum benimsersem kendimi yok ederdim ettim de çektim de yinede senden vazgeçemedim oyaladım kendimi hep her dalıp gittiğim esnada niye bana bunu layık gördü dedim bu kini nefreti ne dedim durdum kin de değildi nefrette o da korkuyordu kendinden insan en çok da kendinden korkar ya bazen dersin ki bana nolucak yine mi gidicek sağlığımdan birer birer eksilicem düşersem sımsıkı sarar mı ruhuyla ruhumu dersin sarar biliyor musun senin için kendini yok edene kadar yapar bunu insan bir yerde bir şeyler gördüyse eksik kalan yanını yitip giden neşesini kalır orda ne pahasına olursa olsun ...
Huzuru düşünmeliyiz
Huzuru düşünmeliyiz çünkü huzur bazen hep bildiğimiz güvendiğimiz bir yerde bazen daha önce hiç tanımadığımız bir insanda bazen bir nehirin o sakin sesinde bazen ise sadece içimizde … Peki ya ne zaman yok bu huzur ? Ya hep güvendiğiniz yer yerle bir olsaydı ya huzur veren o insanla hiç karşılaşmasaydık ya nehir hiçbir zaman sakin olmasaydı o zaman kalır mıydı içimizde huzur ? Yada hiçbiri hiçbir zaman olmasaydı işte o zamanda bulurduk huzuru. Gene hissederdik içimizde. Çünkü ruhumuzu ancak böyle beslerdik.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Özlüyor musun onu? - Her gün. Neden yazmıyorsun? - Bazı insanlar sevilmediği yere ikinci kez gitmez. Peki geçti mi? - Geçmedi. Ne kaldı geriye? - Biraz kırgınlık, biraz özlem, biraz da sustuklarım. Hâlâ bekliyor musun? - Hayır. Emin misin? - Değilim... insan bazen gelmeyeceğini bildiği birini, yine de içinden uğurlayamıyor.
Alıntı
Eşikten geçtikten sonra bir daha eski versiyonuna dönme ihtimalin kalmıyor.Bize acının hep gürültülü bir şey olduğu yalanını kim söyledi bilmiyorum ama fena inanmışız. Birinin darmadağın olduğunu anlamak için illa sinir krizleri falan bekliyoruz. Oysa gerçek acı, sabah 9 akşam 6 mesaisini asla aksatmıyor. Dışarıdan bakıyorsun, her şey tıkırında. Story'de kahve fotoğrafı, WhatsApp'ta emojiler, yeri geldiğinde yapılan o espriler... Ama içeride kolonlar çoktan çökmüş, sadece dış cephe ayakta. Çünkü acının en yıkıcı hali avaz avaz bağıran değil, dudaklarını birbirine mühürleyen halidir. İnsanların tuhaf bir empati tembelliği var. Birinin kötü olduğuna ikna olmak için kanıt, çöküş, bir yardım çığlığı istiyorlar. Bu sığ beklenti yüzünden bazı insanlar aniden sessize alır kendini. O enkazı kelimelere döksen, karşıdakinin bunu idrak edecek kapasitesi olmadığını iyi bilirsin. Anlatsan ne olacak? Üç tane fason kişisel gelişim aforizması satıp kendi hayatlarına dönecekler. Dünyanın en mesaisi bitmeyen işi, iyiyim taklidi yapmaktır. Zihninin içi şantiye alanı gibiyken dışarıya isviçre kasabası dinginliği sunmak adamın ruhunu sömürür. Gece olup yatağa uzandığın an başlayan o zihin harbi var ya... Kimsenin bileti yoktur o savaşa. Omuzlarına çöken ağırlığı sadece sen ve tavan bilirsiniz. Neden yalnız kalmayı seçiyorsun, insan içine karış, diyorlar. Çünkü kalabalıklar şifa vermiyor, sadece gürültü yapıyor. Bir noktadan sonra o zamanla geçer diyenlerin suratına boş boş bakarken buluyorsun kendini. Geçmediğini, senin sadece onunla yaşamaya alıştığını bilmezler. Bazı yaralar kahve masalarında konuşularak değil, kendi karanlığında sessizce taşıyarak kabuk bağlar. Şu anı yaşadıktan sonra zaten derdini de, yaranı da alıp sadece kendi sessizliğine temelli taşınıyorsun. Ben o sessizliği kendi
Yüzleşme 3
Hüznümü anlatan bir şarkı bulamadım. Ruhumdaki tiz çığlıkları yakacak bir türkü okumadım. İçin için yanan benliğimi bir türlü söndüremedim. Yalnızım biliyorum hepimiz yanlızız aslında kalabalıkların içinde de kör kuytu köşemizde de. En çok da mutluluğunu paylaşamadığında hüznünü solduramadığında kimsenin seni anlamadığını anladığında büyür insan. Gidecek çok yer varken gideceğin tek bir yer'in olmadığında yavaş yavaş solan gül bahçeni kimse sulamadığında... Belki toprağın yanlış. Ama insan toprağını nasıl değiştirebilirki dönüş yine oraya değil mi? Ne kadar kaçarsan kaç yine seni bulmaz mı yakalayıp gömmez mi karanlığa? Sabredersen belki gül olursun dediler ya sabredemeyip hazan olursam? Görmesini bilirsen hayat bir cennet dediler ya ben görmeyi öğrenemediysem? Yürümesini bilirsen her yol maviye çıkar dediler peki ya ben yolu bile bulamadıysam? Güzellik uykusuna yatmış bir çirkin, yüzmeyi bilmeden karadan açılmış bir gafil ne derler bana bilmem ama ben bu hayatı yaşamayı kendime öğretemedim. Hep bir bahane hep bir sorun. Ama bana da bir sorun nedir seni bu kadar yoran biraz dinlen hakettin deseler. Ver o yükleri birazda ben taşıyım deseler. Öyle bir sevselerki beni sevilmeye gerçekten layık mıyım diye aklımdan bile geçirmesem. Oysa bir sulasalar o gül bahçemi ben ne güzel açardım her mevsim kendimi...
Duygu ve Düşünce
Sevmek kolay iş, sevilmek zor. Hele bir de alıştıysa sevilen... Peki ya sevilen? Sevse ne hoş... Peki ya sevemezse? Ona karşı sarf edilen tüm güzelliklerden ayrı, ya onun içini daraltacak birtakım şeyler fark ederse? Sevenin gözü, sevilene güzel. Peki ya, peki ya diğer her şey? Aynı bakışlarla bir çiçeği sulayabilecek mi? Aynı iç isteğiyle bir hayvana yemek ikram edebilecek mi? Elinde mevcut olan o özen, nelerin öznesi, nelerin nesnesi olacak? Sevmek kolay iş, sevilen olmak... ~isimsz.sair
Duygu ve Düşünce