Puan vermedi·172 syf.··
2026 24. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 02:41
İlkel hazlarının peşinden sürüklenen; şiddet, hırsızlık, tecavüz ve cinayet gibi suçları sıradanlaştırmış, kendi içlerinde bile otorite kavgası yaşayan henüz 15 yaşındaki birkaç gencin acımasızlığıyla başlıyor eser. Kötülüğün sona ermesini beklerken, her sayfada daha da kötüsüyle karşılaşıyorsunuz. Eğer bu karanlığın içinde kaybolmazsanız, yazarın satır aralarına ustalıkla yerleştirdiği çok ince mesajları fark ediyorsunuz. Siyasete, basına, ceza sistemine,topluma, aileye, dünya düzenine.. yönelik sert eleştirilerde bulunurken okuru da rahatsız edici ama bir o kadar düşündürücü sorularla baş başa bırakıyor. Kitapta da geçtiği gibi: Seçme hakkına sahip olmayan bir kişi, kişiliğini de yitirmiş sayılır mı? Önemli olan iyi ya da kötü biri olmamız mı yoksa özgür olmamız mı? Peki özgürlük, başkasının özgürlüğünü elinden almak mı? Bir insanı iyiliği seçmeye zorlamak gerçekten iyilik mi?
Otomatik PortakalAnthony Burgess · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024113,1bin okunma
Altı Harfli Bir Tatlı / Şermin Yaşar
Puan vermedi·248 syf.··
2026 35. kitabı
Şermin Yaşar’ın kalemini uzun zamandır merak ediyordum ve bu romanla tanışmış oldum. İlk dikkatimi çeken şey, yazarın yalın ve gösterişsiz anlatımıydı. Öyle bir dili var ki okurken kendinizi bir köy bahçesinde, karakterlerin karşısına oturmuş da hikâyelerini bizzat onlardan dinliyormuş gibi hissediyorsunuz. Roman boyunca en çok dikkatimi çeken noktalardan biri, karakterlerin siyah ya da beyaz olarak çizilmemiş olmasıydı. Şermin Yaşar, kahramanlarını aklamaya çalışmıyor; onları tüm kusurları, eksiklikleri ve kırgınlıklarıyla okurun karşısına çıkarıyor. Bu yüzden bazı anlarda karakterlere üzülürken, bazı anlarda onlara kızıyor; hatta yer yer yaşadıklarıyla yüzleşmelerinin kaçınılmaz olduğunu düşünüyorsunuz. Bu grilik hissi, romanı benim gözümde daha gerçek ve etkileyici kıldı. Selime Teyze ise okurken en çok zorlandığım karakter oldu. Kocasını kaybettikten sonra kendi yasına öylesine gömülmüş ki çocuklarının yalnızlığını, ihtiyaçlarını ve kırgınlıklarını göremez hâle gelmiş. Roman boyunca Selime’den çok onun çocuklarına üzüldüm. Özellikle Yıldız’ın hikâyesi yüreğime dokundu. Küçük yaşta babasını kaybettikten sonra, annesini de manevi olarak yitirmiş bir çocuğun yalnızlığı çok gerçek ve çok acıydı. Tüm zorluklara rağmen okuyup doktor olması ise onun adına sevindiğim nadir anlardan biri oldu. Bir diğer yaralı hikâye ise Meltem’inkiydi. Daha bebekken annesi tarafından terk edilen, hayatı boyunca anne-baba eksikliğiyle büyüyen Meltem’in sevgi arayışı içimi burktu. Evliliğinde de aradığı sıcaklığı bulamaması, ait olma ihtiyacını sürekli içinde taşıması karakterini benim için daha da dokunaklı hâle getirdi. Romanın sonunda, babaannesinin tarif defterinden çıkan ve dedesinin bulmacadaki “altı harfli bir tatlı” sorusuna verdiği “Meltem” cevabı ise kitabın en güzel anlarından
Altı Harfli Bir TatlıŞermin Yaşar · Doğan Kitap · 202513,7bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi·200 syf.··
2026 54. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 00:31
الحمد لله، الحمد لله، الحمد لله، والصلاة والسلام على نبيه ﷺ، السلام عليكم ورحمة الله وبركاته. Çok kıymetli bir hocanın tavsiyesi üzerine alıp okuduğum bir kitap. Açıkçası hocanın tavsiyesiyle zaten güzel bir kitap olacağını tahmin etmiştim ama bu kadarını beklemiyordum. Gerçek Bir Talebe Olma Yolunda Dökülen Terler! Normalde taş çatlasa iki günde bitecek bir kitapken, vallahi bitsin istemedim. Bazı sayfalarına tekrar tekrar döndüm. Alıntılar konusunda kendimi tutamadım; bu yüzden biraz spoiler verdim. Daha fazla vermemek için de artık az konuşacağım (başarabilirsem). Kitabın üslubu, tarihine yakışır bir şekilde seçilmiş. Gerçekten okuyor gibi değil, adeta izliyor gibi hissettim kendimi. Hatta birçok yerde ciddi anlamda heyecanlandım :) Fakat bu heyecanın ötesinde, bana birçok şeyi sorgulattı. Özellikle nimetlere karşı şükrümü ne kadar eda edebildiğim sorusu zihnime ağır bir şekilde düştü. İster istemez her okuyucuya şu soruyu sorduruyor: “Sen, zamanının sultanı, padişahısın. Asırlar önce sultanların ve padişahların ulaşamadığı nimet ve imkânlara sahipsin. Peki ömrünün baharını nerede harcadın?” Bu soru, beyne inen bir balyoz gibi insanın üzerine çöküyor. “61 yaşındaki birinin olgunluğu, düşünce tarzı, azmi ve çalışkanlığı karşısında hayâ edip saygı duyacağı 16 yaşında bir ravi.” Ben daha çok konuşurum ama burada keseyim. Kitap not alınmadan okunacak bir kitap değil. Notlar alarak istifade edilecek bir kitap. Hâlâ kafamda ravinin kim olduğuna dair birkaç ihtimal var :) Sonunu hiç böyle beklemiyordum; hem duygulandım hem de çok şaşırdım.. Allah ona rahmet etsin. Yazarın kalemine sağlık وآخر دعوانا أن الحمد لله رب العالمين "Duamızın sonu, âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamd etmektir."
RâviMuhammed Enes Topgül · Ketebe yayınevi · 2021879 okunma
Fakat yine de yaşamak zorundasın!..
Puan vermedi·210 syf.··
Beğendi
·
2026 19. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 15:06
Yaşamak nedir? Her yaşayan da yaşadım der mi son vakit? İnsan mı yaşamayı öğrenir, yaşamak mı insanı eğitir? Fugui'ye genellikle okuma sonuna kadar da bir ısınamadım. Çünkü onun bile bile yaptığı hatalar tüm hayatını hatta hem kendi hayatını hem de ailesinin hayatını çok farklı yönlere çevirdi tabi ki. İnsanın hayatı biraz da tercihlerinden yön alıyor öyle değil mi?.. Sonraa 'ne ekersen onu biçersin'. Sahi Fugui ne ekti ki ne biçecekti? Bunların yanında Jiazhen'in hâlâ ona sadık bir eş olması ve ömrünü ona adaması biraz yazık dedirtti bana doğrusu, evet. Elbette burada şartlar, dönemler, yaşanmışlıklar, öğrenilmişlikler ve belki daha neler etkilidir tabi; fakat yine de fazlasıyla fedakar bir roldeydi bu hikâyede ve tabii ki Fugui onu hak eden bir aday değildi, olamadı ki kendisi de biliyordu. Zaten son pişmanlık neye yarardı ki?.. Fugui'nin Jiazhen'e sevgi beslemesi, değer vermesi, saygı duyması, dahası bir eş olarak onu saymak için Jiazhen'in per perişan olması, rezil rüsva da olsa her şeyi kabullenmesi, her halükarda haksız ve bir dolu fedakarlık sonunda yataklara düşmesi mi gerekirdi?.. Tabii işin doğrusu gerçek sevgi olsa hani ortada bunların hangisi olurdu ki?.. Böyle bir hikaye bile çıkmazdı zaten ortaya, ilham da olmuş değil mi bir yandan, üzücü ama evet durum da bu yazık ki?.. Her hikâye bir yerden başlardı nihayetinde. Bu hikâye biraz da Fugui Bey'in tercihlerinden doğuyor. Hatta belki biraz daha derine inmek gerekir. Peki Fugui'yi yetiştirenler?.. Fugui imtihanını 'yaşarken yaşamak zorunda olarak' çekti bir yönden. İnsan sonunda ölmek istermiş de sonunda yaşadıkça teselliler bulmaya başlarmış, mesela yaşlı bir yoldaş olarak diye alınan öküz gibi, adına Fugui koysun ki kendisine benzettiği bu hayvanın hikayesinde bir nebze de aslında yanında kendisinin hayvan
Duygu ve Düşünce
YaşamakYu Hua · Jaguar Kitap · 202670,4bin okunma
'Gerçek' KADIN!
Puan vermedi·63 syf.··
2026 110. kitabı
·
22 saatte okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 14:16
Simone de Beauvoir Ben Bir Feministim adlı eserinde daha önce yazmış olduğu Kadın - İkinci Cins 1 adlı yapıtındaki temel dinamikleri anlatımını sağlamıştır. Bu anlatımda röportaj havasında geçmesi ve yer yer Jean-Paul Sartre ve Albert Camus bahsetmesi de modern ve postmodern bir dünyanın 'eril-dişil' düzleminde kadının sıfatları ve yüklemleri tartışılmıştır. Simone de Beauvoir 'kadın' kavramını tüm sıfat ve yüklemlerinden arındırarak 'kadın eşittir insan' tanıtımı üzerinden bir evren kurmaktadır. Bu evrenin oluşsallığını sağlayacak denklemler düşünüldüğünde de 'eril' bireyin, yönetimin ve sistemin çizmiş olduğu kamusal kadın kimliğinin yıkılmasını istemiştir. Kadın kimliğinin sadece bedensel bir 'özne' olmadığını açıklamaya çalışan Simone de Beauvoir, toplumsallığın tabularındaki kadın formu yerine 'gerçek' kadın yani tüm sıfatlarından ve yüklemlerinden arındırılmış sadece insan olarak kadın olmayı savunmuştur.Buradan hareketle de feminizmin önder ve ilerici bir kuramcısı ve savunucusudur. Ben Bir Feministim eserde yer yer 'eril' düzenin birey, toplum ve kadın üzerindeki olumsuz tasavvurlarına değinirken ve bu değinme noktlarını Jean-Paul Sartre'nin de destek çıkmasıyla daha oturaklı bir biçemde kendi düşünüşünün onayını hem kendinden de hem de eril bireyden almıştır. Peki bu onama nedir? Asılda Simone de Beauvoir buna ihtiyacı varmış hissi düşüncesi ve eylemsel bağlamda ihtiyacı yok gözükmektedir. Ancak Simone de Beauvoir tanınma ve geniş kitleye ulaşma noktasında Jean-Paul Sartre omuzlarına dayanmıştır diyebiliriz. Lakin bu dayanma körü körüne değildir. Yeri geldiğinde Jean-Paul Sartre eleştirilerini katışıksız ve saf bir yargılamayal hem nesnel hem de öznel bağıntılarla sunmuştur.Diğer bir açıdansa Simone de Beauvoir kadn ve aile tandeminde iki kutbunda normlar ve dayatmalardan arındırılmasını hatta yıkılmasını vaaz etmiştir. Bu vaazdan hareketle düşünürün savı modern çağ ve postmodern çağda net bir
Ben Bir FeministimSimone de Beauvoir · Kadın Çevresi Yayınları · 1986190 okunma
Bizim Allah'ımız Var
10/10
·130 syf.··
Beğendi
·
2026 21. kitabı
·
31 saatte okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 00:14
Bizim Allah'ımız Var Peki, bir insan umudunu nasıl korur? İşte bu sorunun cevabı, hayatı yaşama biçimimizi kökten değiştirir. Merhaba hissedenler, nasılsınız? Huzur bulmak isteyenler burada mı? Uzun zamandır böyle bir kitap okumuyordum. İnsanın derinliklerine işleyen, bir eserle geldim. Ruhunuzu huzur verecek bir kitap. Teslimiyet nedir? Sorusuyla başlıyor kısa kısa başlıklar altında yer yer hadis ve ayetler bulunuyor ve bunların ne anlama geldiğini burdan ne çıkarmamız gerektiğini bizi açıklıyor.. Her insanın okuması gereken kitaplardan birisi diyebilirim sizi sıkmıyor daha çok okutturuyor. Şiddetle okumanızı tavsiye ederim Secdenin önemini açıklamsı beni en çok derinden etkileyen kısımlardan birisiydi #kitapaalıntıları #kitapönerisi Yalnızlıkta huzur vardır çünkü insan, başkalarının onayına ihtiyaç duymadan kendini olduğu gibi kabul eder. Kalp, Rabbimizin nazar ettiği yerdir. Secdeye hasret kalmak, ruhun susuz kalması gibidir. "Geçmiş bitti, ben bugünümle yeniden varım." Ve unutma: Kalplerin en karanlık anı, yeniden aydınlanmadan hemen öncesidir.
Bizim Allah'ımız VarGökhan Kırlangıç · Amore Yayınları · 20261 okunma