Hasan, Hoca’nın yanına gitti. Seccadeden başını kaldırmasını bekledi. Cini nasıl çıkaracaklarını sordu. Hoca, “Çocuğu götürüp dereye basın. Depreşmesi geçmeden çıkarmayın. Cini su alıp götürür.” dedi, tekrar duasına koyuldu.
Çocuğu götürüp suya bastılar, beklediler. Sonra eve getirdiler. Çocuk ölmüştü.
Mahkemenin verdiği mahkumiyet kararını Yargıtay Birinci Ceza Dairesi onadı.
Tanık kimliğini söyledi. Genelev kadını idi. Hepimiz ayağa kalktık. Başkan, tanığa yemin verdiriyordu. “Namusun ve vicdanın üzerine yemin ediyor musun?” Kadın başkana baktı. Etrafına bakındı. Başkan bağırdı. “Yemin etsene be kadın!” “Edemem reis bey. Çarpılırım. Namus dediğini çıkar, edeyim.” Başkan durakladı. Başını başka tarafa çevirdi. Zabıt katibine “Yaz.” dedi. “Tanığa usulen yemin ettirildi.”
Başkan, “Gereği düşünüldü.” dedi. Ayağa kalktım. Meslektaşım kalkmadı. Başkan duymadığını sanmıştı. Tekrarladı, “Gereği düşünüldü.” Tam bu sırada meslektaşımın başı düştü önündeki masaya. Kafanın bir yere çarpınca çıkardığı tok ses… Ölmüştü.
Olay: Mahkeme ölüm cezası vermişti. Başkan muhalif kalmıştı. Karar duruşmada tefhim edilecekti. Kararı başkan okur. Karar okunurken herkes ayağa kalkar, yalnız hakimler oturur. Usul böyle. Dinleyiciler de, biz de ayağa kalktık. Başkan kağıdı aldı. Kararı okuyacaktı. Kekeledi, durakladı. Konuşamıyordu. Biraz sonra sağdaki üye kağıdı başkanın elinden aldı. Kürsünün dibindeki zabıt katibine uzattı. “Oku.” dedi. Katip okumaya başlarken hayretle gördük. Başkan da ayağa kalkmıştı. Dudakları titredi, bir şeyler söylemek istiyordu. Söyleyemedi. Kararın okunması bitinceye kadar ayakta kaldı. Başkanın sararmış yüzünü unutamıyorum.