Pelin Iyikosker

Pelin Iyikosker
@pelinykskr
Evlilikte sevgi yanılgısı
Sevgiye ilişkin durum da zorunlu olarak çağdaş insanın bu toplumsal yapısına göre biçimlenmiştir. Otomatlar sevemezler. Onlar sadece "kişilik paketlerini" birbirleriyle değiştirirler ve ucuza kapatma peşinde koşarlar. Bu yabancılaşmış yapının en belirgin, özellikle evlilikte sevgi gösterme biçimi "çift" kavramıdır. Mutlu evlilik üzerine tüm yazılanlar birbiriyle iyi geçinen bir çifti tanımlar. Bu tanımlama uyum içinde çalışan işçi kavramından pek farklı değildir. Böylesi bir kişi "tam anlamıyla bağımsız" olmalı, işbirliği yapabilmeli, bağışlayıcı ama aynı zamanda tutkulu ve saldırgan olmalıdır. Bu nedenle evlenme kılavuzu kocanın karısını "anlaması" gerektiğini ve ona yardımcı olmasını öğütler. Karısının yeni giysisini övmeli, pişirdiği yemeklerden dolayı iltifat etmelidir. Diğer yanda kadın, eve yorgun argın, sinirli ve gergin gelen kocasını anlamalı, onun işindeki sorunlardan söz edişini ilgiyle dinlemeli, doğum gününü unuttuğu zaman öfkelenmeyip bağışlayıcı olmalıdır. Bu tüm yaşamları boyunca birbirine yabancı kalan, "candan bağlılığa" ulaşamayan iki insanın, karşılıklı nezaketle davranma ve birbirlerini rahat ettirme çabalarının, iyi işleyen ilişkilerinin toplamından başka bir şey değildir. Böylesi sevgi ve evlilik kavramında asıl önemli olan tek başına olmanın dayanılmaz duygusundan kaçıp bir şeye sığınmaktır. "Sevgide" insan en azından yalnızlıktan kaçıp sığınacağı bir liman bulabilir. İki kişi, dünyaya karşı bir tür ortaklık kurar ve bu iki kişilik bencilliğin sevgi olduğu yanılgısına düşer.
Sayfa 107·Kitabı okuyor
Alıntı
Reklam
Dolayısıyla sorunları önceden gören Romalılar,…Günümüz bilgelerinin dillerinden hiç düşürmediği, "Zamanın getirdiği avantajdan yararlan," önerisinden asla hazzetmediler, bunun yerine kendi güçlerinden ve uzak görüşlülüklerinden yararlandılar; çünkü zaman her şeyi önü sıra sürükler ve iyiyi olduğu kadar kötüyü, kötüyü olduğu kadar iyiyi getirebilir beraberinde.
Machiavelli, Prens'in XXV. bölümünde talihin insan olaylarını belirlemedeki rolünü ele alarak özgür irade ile determinizm arasında bir orta nokta bulmaya çalışır ve talihin insan eylemlerinin yarısını denetlediğini, kalan yarısını özgür iradeye bıraktığını öne sürer; bununla birlikte, ileri görüşlülüğün insanları talihin etkilerinden koruyabileceğini de belirtir. Dolayısıyla Machiavelli'nin, insanların kendi yazgılarını belirleyebileceğine bir ölçüde inandığı ama olaylar üzerindeki insan denetiminin mutlak olamayacağını düşündüğü söylenebilir.
Sayfa 27
Alıntı
Machiavelli, Doğu'nun siyasetname ve Batı'nın "prensin aynası" (speculum principis) geleneğinden farklı olarak, Prens'i soyut dinsel ya da ahlaki ideallere değil, tarihsel örneklerin değerlendirilmesine ve somut gözlemlere dayandırır.
Alıntı
Machiavelli'ye göre, "insanlar hep başkalarının açtığı yollarda yürür ve eylemlerinde taklitle yol alırlar [...] sağduyulu bir kişi, her zaman büyük insanların açtığı yollardan gitmeli ve en kusursuz kişileri taklit etmeli"dir (VI. bölüm). Somut gözlemlere gelince: "Birçok kişi, kendi adına, gerçekte hiç görülmemiş ve hiç bilinmeyen cumhuriyetler ve prenslikler hayal etmiştir; kişinin nasıl yaşadığı ile nasıl yaşaması gerektiği arasında öyle büyük bir uçurum vardır ki, yapılması gereken uğruna yapılanı terk eden kişi, çok geçmeden korunmasını değil yıkımını öğrenmiş olur; çünkü her zaman iyi bir insan olmak isteyen kişi, iyi olmayan onca insan arasında kesinlikle yıkıma uğrayacaktır" (XV. bölüm).
Alıntı
Reklam