Kadınlar, en sıkılgan olanları bile, korkulu şeye biraz utku karıştı mı, ondan bazen o kadar kolayca hoşlanmaya başlar ki bu durum, insanı derin şaşkınlıkara düşürür.
Cisimlere renklerini verenin soğurdukları değil, yansıttıkları ışınlar olduğunu öğreniriz. Aynı biçimde insanlar da kin ve düşmanlıklarıyla renklenirler. Özellik olarak iyi niyet hiç dikkate alınmaz.
Kızlara, her türlü tuhaflığı -ister sevimli, isterse de sevimsiz olsun- görmezden gelmeleri, onları hoşa gider hale getirmeleri öğretilir. En küçük kız kardeşin 'Hımm, sakalı aslında o kadar da mavi değil.' diyebilmesinin nedeni bu eğitimdir. 'Nazik olma'ya dönük bu ilk eğitim, kadınların sezgilerini umursamamalarına neden olur.
Kimileyin bir şeyi yakından ve uzun uzun inceleme fırsatımız olsa da, onu gözle değil yürekle görürüz, yüreğimizin isteğine göre biçimlendirir, renkler ekleriz.