Amy, psikiyatri kliniğinde staj yapan bir tıp öğrencisi. Bir gece D Koğuşu’nda nöbete kalmasıyla işler sıradan bir hastane gecesinden çıkıyor. Çünkü D Koğuşu; şiddet eğilimli, ağır vakaların tutulduğu, hakkında fısıltıyla konuşulan bir yer. Sessiz koridorlar, kilitli kapılar ve “tehlikeli” diye damgalanmış bir hasta… Ama asıl tehlike gerçekten içeride mi, yoksa Amy’nin geçmişinde mi saklı?
O gece sadece bir nöbet değil; Amy için bastırdığı anılarla yüzleşme gecesi. Seanslar ilerledikçe tansiyon yükseliyor, küçük detaylar büyüyor ve insan kime inanacağını şaşırıyor. Jade mi manipülatif, yoksa Amy mi bize her şeyi olduğu gibi anlatmıyor?
Amy kesinlikle güvenilir bir anlatıcı değil. Üstelik kendine bile güvenmiyor. Hafızasından şüphe eden birinin anlattıklarını ne kadar ciddiye alabiliriz? Hatta yer yer verdiği tepkiler, düşünce şekli ve bazı hastalık isimlerini bile bilmemesi beni rahatsız etti. Bir tıp öğrencisi için fazla savruk, fazla yüzeysel kaldığı anlar vardı. Bu da karakteri daha “tekinsiz” yaptı açıkçası.
Bir de eski erkek arkadaşı meselesi… O karakter bir anda girip bir anda çıktı gibi hissettirdi. Daha derin bir bağ kurulabilirdi. O kısmı biraz boş kaldı bence.
Ortalarından sonra ise kitap resmen gerim gerim gerdi beni. Her bölümde “bir şeyler ters” hissi büyüyor. Benim en baştan beri yürüttüğüm birkaç tahmin doğru çıktı ama bu gerilimi azaltmadı çünkü mesele sadece sonucu bilmek değil, o geceye nasıl gelindiğini izlemekti.
Yer yer mantık hataları vardı evet ama akıcılığı o kadar yüksek ki göz ardı edilebiliyor.
Peki Amy o karanlık geceden gerçekten sağ çıkacak mı?
Ve daha önemlisi… gerçekten masum mu?