"Ama sen en çok Kızılay'ı severdin. Yarı karanlık, aynı şarkıları dinlemekten can sıkıntıları yüzlerinde yer etmiş insanların karşı karşıya oturup cep telefonlarıyla oynadığı kitap kafeleri, Mülkiyeliler'de yemek yemeyi, kalabalık caddelerde coşkun bir nehir gibi akıp giden insan yığınlarını, Yüksel Caddesi'nden geçerken, "Bakalım bugün ne eylemi varmış," diye durup anlayana kadar beklemeyi, hatta bazen sonuna kadar, polis o eylemi şiddet ve göz yaşartıcı gazla dağıtana kadar beklemeyi, inatla direnen, biri kapansa başka bir tanesi açılan kitabevlerini dolaşmayı, Sakarya'daki çiçekçileri, balıkçıları, turşucuları, fayanslarıyla dev bir banyoyu andıran metro istasyonundaki çarşıyı, sokak çalgıcılarını, sahtekâr dilencilerini, hıncahınç duraklarını, mevzilenmiş mangalarıyla işgal İstanbul'unu hatırlatan Güvenpark'ı, İzmir Caddesi'ndeki düğmecileri severdin."