• kendini hatırlayınca seni mezopotamya’ya götüreceğim/
    ellerini tutmayacağım belki koparız aniden/
    göğsümde varsa bir ev kerpiçten/
    devlet ve apolet ve allaha yer açmadım/
    saklan diye ellerin ve sen

    seninle çocuklara kızkaçıran dağıtalım ve/
    onlar öpsün bizi kana kana/
    adında bir öykü yazacağım/
    sana okutmayacağım belki inanmazsın/
    gözlerinin daha güzel olduğuna

    kendini hatırlayınca seni bir kiliseye götüreceğim/
    cebimde bir ağıt ve flütüm yanımda/
    kalbimizi vaftiz edeceğiz kalbimizin suyuyla

    kendini hatırlayınca seni bir mezarlığa götüreceğim/
    ağaçların adını öğreteceğim bir bir/
    bak bu sedir bu defne bunlar da ölülerim

    kendini hatırlamazsan parmaklarım titreyecek/
    hafızanın kavislerini elleyeceğim bu kez/
    zehirine aldırmadan bin kez

    ölene dek her zalime sesleneceğim/
    -onu nereye götürdüyseniz beni de oraya!

    ölmeden sana bir saz yapacağım
    tellerin yine mezopotamya

    hatırlamazsan sana bir uyku giydireceğim/
    ayışığından dokuduğum/
    kemirgenlere yer yok ve yırtılmaz hiçbir köşesinden/
    esamesi okunmaz vakitsiz uyanmaların/
    sen, hayallerin, rüyaların/
    kendime bile pay bırakmadım

    kendini hatırla seni beyrut sokaklarına götüreceğim/
    bu kentin ismi gönül çeliyor usulca/
    sonra ankara, karanfil sokak
    heybemizde taşlar taşlar taşlar/
    taşları unutma

    kendini hatırlarsan çocuk hapishanelerini yakacağım/
    sirkten kaçıracağım hayvanları/
    işçilere inanacağız tekrar/
    bir de köylülerin topraktan ellerine buğdaydan kokularına/
    sana diyeceğim ki/
    -bana allahını anlatır mısın/
    çok yalnızım

    karlı mevsimlerde film çekeceğim kendini hatırlarsan/
    uçurtma uçuracağım kesk û sor û zer/
    kar taneleri bazen uçurtmayla benzeşir/
    fezadaki her cisim uçurtma olursa/
    onlarla dans etmeyi es geçmeyeceğim/
    seninle de karanlık bir sokakta bir yağmur altında/
    dur benimle bir şeyi düzeltircesine konuşma/
    çünkü ben ağzının aksayan yerlerine de vurgunum biraz

    kendini hatırlarsan seni bir mahzene götüreceğim/
    bakışların fıçılarda gezinecek/
    ben gözlerinden öpeceğim/
    dudaklarımda üç halk ayaklanacak/
    bir ayakkabı ustasına uğrayacağız bir saat ustasına/
    bir demirci ustasına bir marangoza/
    bir terziye ve kim ise erbabı işinin/
    sırlarını fısıldayacak bize/

    vakti gelmişse ayıplayacak yine herkes bizi/
    çünkü ikimiz biraz bir yolu büker gibi/
    kimsenin seçmediği gitmelerin tutkunu/
    tren olup gideceğiz/
    inip raylarda yürüyeceğiz/
    gemi olup tekrar gideceğiz/
    karadaki kimse mendil sallamayacak bize/
    kuşların selamı yoldaş/
    hem onlar her gün bir öyküyle koynumuzda sarmaşdolaş/
    öyküler özgürlük ise dikkatle seyret/
    bu çağın da yüzünde patlayacak elbet/
    yaşanılmamış dünden hınçla fırlayan taş

    bir hatırla maria puder’in resmini çizeceğim/
    tereddütsüz söyleyeceğim alâaddin kim/
    uykuların doğusu’nu haritada göstereceğim/
    nabokov’un kelebekleri de var sırada/
    plath’in yazı da

    kendini hatırlarsan ederlezi olacağız kırmızı eteklerde/
    her yere yetişeceğiz yürüyerek/
    budapeşte’de bir deliyle tanışacağız ve bir dervişle tahran’da/
    kim deli kim derviş ayırt edemeyeceğiz

    kendini hatırlamazsan vah insanlık!/
    pepuk kuşu kadar acılı bir ax!

    hatırla kendini seni antik harabelerde kaybedeceğim/
    orada aklına düşüreceğim aragon’u/
    dünyanın neyine üzülmüşsek çiğneyeceğiz orasını/

    hatırlamazsan ışıkları söndürüp mumlarla konuşacağım ben/
    mem û zîn yerli yerinde ama neredeyim ben

    kendini hatırla sana bir kedi getireceğim füme/
    bilge karasu’nun evini anlatacağım mesela durduk yere/
    lafı değiştireceğim ve diyeceğim ki/
    -bir çiçek incitilmeden nasıl sulanır öğreteyim mi cânım?/
    pencere önü çiçeğinin nabzına bak çok yalnızım

    balkondaysan alıp ermeni meyhanesine götüreceğim seni madem akşam/
    dönüşte fotoğrafını çekeceğim illegal bir duvarın önünde tam

    hatırlamazsan dağları anlatacağım sana/
    dilimde derwêşê evdî, hava kararınca seyîd rıza/
    ve nasturî bir kadına gelecek laf lâmbamız yanınca/
    sonra ayakları tozlu çocuklara/
    pirlere ve zindanlara
  • "Her şeyden biraz kalır," diyor birileri. Çoğunlukla haklılıktır.
    Kavanozda biraz kahve,
    Kutuda biraz ekmek,
    İnsanda biraz acı.
    Turgut Uyar
  • Vicdan bir insanın en büyük düşmanıdır ve birçok hapishaneden daha fecidir hissettirdiği boğulmuşluk. Eğer vicdanı rahatsa, müebbet mapus bile olsan hürsün demektir. Ruh, demir parmaklıklarla sıkıştırılmaz, ona vicdan muhakemesiyle azap çektirebilirsin.
    Serhat Güven
    Sayfa 119 - Agapi
  • Her yeni yol için temel belirleyici,
    Eski bir yolun sonuna dek yürünmesidir.
    Yer de, yön de, yol da bilinçtir.
    Özgürlük budur belki de;
    Sürekli bir yersizlik, sürüp giden bir yol...
    Oruç Aruoba
  • Hangi kente sığınsam
    Çarcıradır bütün meydanlar
    Ferman verilir, mahkemeler kurulur
    Sorgulanır tenim, kırılır kalem...
    ............
    Hangi mevsime sığınsam,
    Dökülür yaprakları akasyaların,
    Neşter vurulur bahara,
    Kan kaybeder gelincik...
    Dündar Sansur
  • kendini hatırlayınca seni mezopotamya’ya götüreceğim
    ellerini tutmayacağım belki koparız aniden
    göğsümde varsa bir ev kerpiçten
    devlet ve apolet ve allaha yer açmadım
    saklan diye ellerin ve sen

    seninle çocuklara kızkaçıran dağıtalım ve
    onlar öpsün bizi kana kana
    adında bir öykü yazacağım
    sana okutmayacağım belki inanmazsın
    gözlerinin daha güzel olduğuna

    kendini hatırlayınca seni bir kiliseye götüreceğim
    cebimde bir ağıt ve flütüm yanımda
    kalbimizi vaftiz edeceğiz kalbimizin suyuyla

    kendini hatırlayınca seni bir mezarlığa götüreceğim
    ağaçların adını öğreteceğim bir bir
    bak bu sedir bu defne bunlar da ölülerim

    kendini hatırlamazsan parmaklarım titreyecek
    hafızanın kavislerini elleyeceğim bu kez
    zehirine aldırmadan bin kez

    ölene dek her zalime sesleneceğim
    -onu nereye götürdüyseniz beni de oraya!

    ölmeden sana bir saz yapacağım
    tellerin yine mezopotamya

    hatırlamazsan sana bir uyku giydireceğim
    ayışığından dokuduğum
    kemirgenlere yer yok ve yırtılmaz hiçbir köşesinden
    esamesi okunmaz vakitsiz uyanmaların
    sen, hayallerin, rüyaların
    kendime bile pay bırakmadım

    kendini hatırla seni beyrut sokaklarına götüreceğim
    bu kentin ismi gönül çeliyor usulca
    sonra ankara, karanfil sokak
    heybemizde taşlar taşlar taşlar
    taşları unutma

    kendini hatırlarsan çocuk hapishanelerini yakacağım
    sirkten kaçıracağım hayvanları
    işçilere inanacağız tekrar
    bir de köylülerin topraktan ellerine buğdaydan kokularına
    sana diyeceğim ki
    -bana allahını anlatır mısın
    çok yalnızım

    karlı mevsimlerde film çekeceğim kendini hatırlarsan
    uçurtma uçuracağım kesk û sor û zer
    kar taneleri bazen uçurtmayla benzeşir
    fezadaki her cisim uçurtma olursa
    onlarla dans etmeyi es geçmeyeceğim
    seninle de karanlık bir sokakta bir yağmur altında
    dur benimle bir şeyi düzeltircesine konuşma
    çünkü ben ağzının aksayan yerlerine de vurgunum biraz

    kendini hatırlarsan seni bir mahzene götüreceğim
    bakışların fıçılarda gezinecek
    ben gözlerinden öpeceğim
    dudaklarımda üç halk ayaklanacak
    bir ayakkabı ustasına uğrayacağız bir saat ustasına
    bir demirci ustasına bir marangoza
    bir terziye ve kim ise erbabı işinin
    sırlarını fısıldayacak bize

    vakti gelmişse ayıplayacak yine herkes bizi
    çünkü ikimiz biraz bir yolu büker gibi
    kimsenin seçmediği gitmelerin tutkunu
    tren olup gideceğiz
    inip raylarda yürüyeceğiz
    gemi olup tekrar gideceğiz
    karadaki kimse mendil sallamayacak bize
    kuşların selamı yoldaş
    hem onlar her gün bir öyküyle koynumuzda sarmaşdolaş
    öyküler özgürlük ise dikkatle seyret
    bu çağın da yüzünde patlayacak elbet
    yaşanılmamış dünden hınçla fırlayan taş

    bir hatırla maria puder’in resmini çizeceğim
    tereddütsüz söyleyeceğim alâaddin kim
    uykuların doğusu’nu haritada göstereceğim
    nabokov’un kelebekleri de var sırada
    plath’in yazı da

    kendini hatırlarsan ederlezi olacağız kırmızı eteklerde
    her yere yetişeceğiz yürüyerek
    budapeşte’de bir deliyle tanışacağız ve bir dervişle tahran’da/
    kim deli kim derviş ayırt edemeyeceğiz

    kendini hatırlamazsan vah insanlık!
    pepuk kuşu kadar acılı bir ax!

    hatırla kendini seni antik harabelerde kaybedeceğim
    orada aklına düşüreceğim aragon’u
    dünyanın neyine üzülmüşsek çiğneyeceğiz orasını

    hatırlamazsan ışıkları söndürüp mumlarla konuşacağım ben
    mem û zîn yerli yerinde ama neredeyim ben

    kendini hatırla sana bir kedi getireceğim füme
    bilge karasu’nun evini anlatacağım mesela durduk yere
    lafı değiştireceğim ve diyeceğim ki
    -bir çiçek incitilmeden nasıl sulanır öğreteyim mi cânım?
    pencere önü çiçeğinin nabzına bak çok yalnızım

    balkondaysan alıp ermeni meyhanesine götüreceğim seni madem akşam
    dönüşte fotoğrafını çekeceğim illegal bir duvarın önünde tam

    hatırlamazsan dağları anlatacağım sana
    dilimde derwêşê evdî, hava kararınca seyîd rıza
    ve nasturî bir kadına gelecek laf lâmbamız yanınca
    sonra ayakları tozlu çocuklara
    pirlere ve zindanlara
  • Ya Rab! Bir gülüş bu kadar mı yakışır birine? Baksam az daha, düşerim bir anda coğrafyasına diye korkuyla çektim gözlerimi gözlerinden.