...acının ve korkunun birleştirdiği müşterek bir manevi aileye mensup olduklarını hissederler, emindirler ki insanlar arasında sabretmesini, beklemesini onlar kadar bilen yoktur.
Kimsesi yoktu ki. Belki büsbütün yok değil, vardı ama, görünmek istemiyordu. Yoksa oğlunu, sarı saçlı, küçücük oğlunu bir an olsun unutması kabil miydi? Hayata bağlayan yalnız oydu. O olmasa belki de kendini öldürürdü. Ama bu da hayli cesaret isteyen bir şeydi. Kolay değildi. Yürekte pırıl pırıl bir sevgi, bir hasret yanıp dururken, bu hasreti, bu sevgiyi dünyaya bırakmak kolay mıydı?