“Türkü bestelenmez aslında, yakılır. “Türkü bestelemiş “ demeyiz, “türkü yakmış “ deriz. Türküyü yakmak için yanmak gerekir…Yakılan türküyü hakkıyla okumak istiyorsanız bir yerlerinizin bir şekilde mutlaka yanmış olması gerekir. Dinleyen bilemez tabii sizin acılarınızı. Ama o türküyü öyle bir okursunuz ki sesinizin tınısından hissedilir o yürek acısı. Söylemek istediğim, acı çekmeyen türkü söyleyemez demek değil asla. Ama içinizde bir yerlerde bir yangın varsa bu, doğallığıyla geçer sizi dinleyene.”
“ Köy yaşamını ucundan kayısından da olsa görmek ve tüm bu deneyimleri onlarla birlikte yaşayarak öğrenmek bana çok şey katmıştır…Emel Taşçıoğlu olarak türküleri okurken bir samimiyet yakalayabiliyorsam eğer, bu yılların etkisi çok büyüktür. Türkülerin nasıl bir yürekle yakılabildiğini gördüm. Nasıl oturur, nasıl kalkarlar, hayattan ne beklerler, nelerden mahrum kalmışlardır, tarlalarda çalışmanın ağırlığı…Tüm bunlara yakından tanıklık etmek çok önemliydi benim için. Bambaşka hayatlar, bambaşka doğrular ve yanlışlar, bambaşka dertler vardı buralarda. Türkülerin kaynağı da bunlar değil midir zaten.”