Bir yol arasında sıkışadururken buldu kendini. Kendi olmakla kaybetme korkusunun ezilmiş kişiliğine gebe bir iç benin arasında bir yolda. Kalakalınmış bir şaşkınlığın arefesiyken hemde. Bildiği yollarda saptığı çıkmazları meşrulaştıracak hevesleri varken bir sanrının en işlek yerinde en kalabalık arzularla dolanadurdu. Akıllanmaz, arlanmaz hatta utanmaz bir 21likti sadece. Akıllık bişey miydi yaşam sanki. Peki ya ar neresindeydi insanların bataklığındayken. Utanmanın kavramdan öteye geçemediği gerçeğiyle yaşarken hem de. Ne bir sürünün yalnızlığa ittiği bir ruh, bir bedendi ne de başka yalnızlıkların kalabalıklaştırdığı bi akıl. Nereyeydi? Niyeydi? Neydi? Bunların cevaplarına komşuyken kapısını çalmayı aklında sadece geçirmek ve ötesine geçmemekte neyin nesi? Bu ne boş vermişlik?
Bu ne salmışlık?
Canlılığın candan içre olduğu çağları varken bir ölünün fiziksel eylemsizliğine sahipti. Oysa bir ölünün pişmanlığıydı ihtiyacı olan bir ölünün ruh sancılarıydı ateşleyecek olan. Ama ne yaşamında hareketin son bulduğu bir ölüydü. Ne de harekete geçmeyi isteyecek kadar hayat sahibiydi. Canlıydı;canı vardı çünkü. Ama varolurken çok yorulmuştu hatta o yorgunluğu kâr kalmış varlık dünyasında yer edinememişti, en azından aksi için nefes alan hiç değilse iddia etmek için yaşayan bir güruh vardı. Tüm argümanının,yokoluşsallığının ve varoluşsallığının, bir savaşa ihtiyacı var. Doğuşu ancak bir savaş mümkün kılabilirdi. Bigbangi olmalı ki herkes yerini bilsin.
Herkes yerine gitsin.
Herkes kendi varlığında olgunlaşsın.
Her yokluk kendini varedebilecek bir varlığa temas edebilsin.
Boş yapılan bişey midir diye de sordu
Bu kadar boş yapmışken hem de
Boş yapmayın.
Boş yapma.
Boş yap.
Boş.
.