Günümüzde acı deneyiminin temel özelliklerinden biri acının anlamsız olarak algılanmasıdır.Acı karşısında bize dayanak sunacak ve yön verecek anlam bağıntıları mevcut değildir artık.Acı çekme sanatını hepten yitirmiş durumdayız.Acının tümüyle tıp ve eczacılık alanlarına ait kılınması “acıyla kültürel olarak başa çıkma programı”nı bozar.Acı artık ilaçlarla mücadeleyi gerektiren anlamsız bir kötülüktür.Salt bedensel bir azap olarak sembolik düzenden çıkar.
Mutluluk dispozitifi insanları tekilleştirerek toplumun siyasi dayanışmacı yönlerini yitirmesine yol açar.Mutluluk herkesin kendi başına uğraşması gereken bir şeydir. Kişiye özel bir hale gelmiştir. Eziyet de kişinin kendi başarısızlığının sonucu olarak yorumlanır.Böylece devrimin yerini depresyon alır.Kendi ruhumuzu tedaviyle uğraşırken sosyal çarpıklıklara yol açan toplumsal ilişkileri gözden kaçırırız.Korku ve güvensizlikle boğuşurken bunun sorumlusunun toplum değil kendimiz olduğunu düşünürüz.
Bedensel hisler içerisinde insan için yalnızca acı,teknesini yüzdürebilceği,onu denize taşıyacak suyu tükenmez bir nehir gibidir.Haz,insanın peşine düşmeye çabaladığı her yerde,bir çıkmaz olduğunu açığa vurur.