Kimseler görmedi Ömür Hanım, bu dünyadan ben geçtim. İçimde umudun kilitli sandıkları, elimde bir avuç düş ölüsü yüreğim-içinde senin ve benim ağırlığım-benim olmayan bir garip gülümsemeyle yüzümde, incelik adına,ben geçtim...
Gökyüzünü öpmek isterdim Ömür Hanım,gözlerimle değil dudaklarımla. Yoruldum bulutları kirpiklerimde taşımaktan.Delilik mi dedin?Kim bilir...Belki de yerde sürünmenin bir tepkisidir bu,ya da ne bileyim bilinçsiz bir aykırı olmak duygusu.Gökyüzü de olmak isteyebilirdim değil mi?Kim ne diyebilir ki?
Yağmur dindi Ömür Hanım.Gökyüzü masmavi gülümsedi yine. Doğa aynı oyunu oynuyor bizimle. Umudun ucunu gösteriyor usulca, iyimserliğin ışığını süzüyor mavi atlasından. Ne aldanış! Bulutların rengi mavi- beyaz mıdır, kurşuni-külrengi mi yoksa?
Ölümü bilerek nasıl yaşar insan,geride dünyanın kalacağını bilerek nasıl ölür;bilmek bütün acıların anasıdır,de..Sars aklımın cılız ayaklarını,kuşat beni. Değişik şeyler söyle ne olur,yeni bir şeyler söyle.Yıldım ömrümün kalıplarından.Beni duy ve anla.
Dünya bir testidir,de,Ömür Hanım, ömür bir su... Sızar iğne ucu gözeneklerinden zamanın, bir içim serinlik bir yudum mutluluk için. Bir gün ölümün balkonundan...dökülür toprağa el içi kadar bir su.Yerde birkaç damla nem,bir avuç ıslaklık...