Oğuzhan

Harun er-Reşid'in yönetimindeki toplum, medeni olduğu oranda İslâm'ın yabancısıdır:"...Bağdat lüks içinde yüzüyordu. Bütün dünya güzelliklerinin birbirleriyle orada buluşmak için sözleştikleri zannedilirdi. Bütün mallar için ayrı ayrı pazarlar vardı. Bağdat ahalisi en güzel vazoları, en kıymetli sanat eserlerini, en nadide incileri, elmasları, silahları, eşyayı, makinaları, uşakları, hizmetçileri, beyaz, siyah ve sarı ırka mensup esirleri elde etmek için birbirleriyle yarış ederlerdi. Şarkı söyleyen kadınlar ve bunlara mahsus ayrı bir pazar yeri vardı. Orada zenci, Yunanlı, Gürcü, Çerkez asıllı profesyonel şarkıcı kadınlara tesadüf olunurdu. Bu kadınlar nadide işlemelerle süslü, göz alıcı elbiseler giyerler ve göğüslerine muhtelif vecizeler işlenmiş kumaşlar takarlardı. Bunların üzerinde, "Bizi isteyeni biz de isteriz. Ey zâlim aşkınla beni helâk ettin. Boya benim elimi süslemez, elimin güzelliği boyaya revnâk verir." gibi cümleler okunurdu.
Alıntı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Bir Medeniyet Kurmak (?)
Medeniyet, toplum hayatının düzenlenmesinde, insan aklının egemenliğine ve tatmin yollarının seçiminde nefsin eğilimlerine üstünlük sağlamanın doğal sonucudur. Bu bakımdan, medeni toplumlarda insana özgü hüner ve kuvvetlerin ileri noktalara ulaşmasının yanı sıra yine insana özgü bozulma ve sapıklıkların yayılmasını gözlemlemek mümkündür. İslâmi mücadelenin varacağı noktanın bir İslâm medeniyeti olacağını ifade etmek ne kadar iyi niyete dayalı olursa olsun içinde bir yanlışı barındırmaktan uzak değildir. Çünkü İslâmi ilkelerin savunulması, bir medeniyet savunması ölçüsünde ele alınamaz. Bu takdirde İslâm kaynaklarının bir medeniyet kurmayı öngördüğü iddia edilmiş olur ki böyle bir iddia abestir. Kur'an ve Sünnet insanlığa nasıl yaşanması gerektiği konusunda yol göstermektedir. Bunun medeni veya gayr-i medeni olmak gibi bir ölçüye vurulmasına hiç gerek yoktur.
Alıntı
Zarafet ve Medeniyet
Medeniyet inceliği veriyor insana, karşılığında içtenliğini alıyor.
Alıntı
tiyatrodan çıkınca
İdeolojik yaklaşımlarımız, bizimle ortak görüşleri bulunan yakınlarımız ve nihayet sahip olduğumuz düşünceleri günden güne haklı çıkaran (bizim bu haklılığa inanmamızdan ötürü) dünyanın akışı bizleri bir tiyatroya hapsedebilir. Eğer biz bir tiyatronun içine hapsolmuş isek ne mahpusluğumuzun ne de içinde bulunduğumuz ortamın bir tiyatro oluşunun farkında olmayız. Tiyatroda seyirci, oyuncu, ışıkçı veya yer gösterici oluşumuz bizim tiyatro aldatmacasına kapılmamızı engellemez. Ancak tiyatrodan çıkınca, daha önce tiyatroda bulunmuş olduğumuzu anlarız.
Alıntı
KÜÇÜK SIĞINAKLAR
İçinde yaşadığımız medeniyet insanlık onurunun, insanın olumlu sayılabilecek bütün değerlerinin ayaklar altına alındığı, münasebetlerin mekanikleştiği, anlayış derinliğinin günden güne azaldığı, tabiatla olan münasebetlerin çarpıklaştığı, ihtirasların, nevrozların, hastalıklı zihinlerin yayılmak, nüfuz etmek için çok geniş alanlar bulduğu, bir tarafta tatmin vasıtalarının azgınlık derecesine varmasına mukabil, aynı vasıtalara özlem çekenlerin mahrumiyetten kavruldukları her haysiyetli ve dürüst insanı bunaltacak, kuru, çorak bir medeniyettir. Belki bütün medeniyetlerin duçar olduğu bir ruh çoraklığıdır bu.
Alıntı